Kulluk; sadece ibadet değil, bir hayat tarzı
Kulluk; sadece ibadet değil, bir hayat tarzıSÜLEYMAN GÜLEK
Günümüz insanı, dini sıklıkla “haftada bir cami ziyareti”ne veya “Ramazan’da oruç tutmak” gibi belirli ritüellere indirgiyor. Oysa İslam’ın özü olan kulluk, beş vakit namazla sınırlı bir eylem değil; hayatın her anını, her kararını ve her ilişkisini kuşatan kapsamlı bir yaşam biçimidir. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat Süresi, 56) ayeti, yaratılışımızın temel gayesini net bir şekilde ortaya koyar: Kul olmak. Peki kulluk sadece ibadet midir?
Hayır. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi farzlar, kulluğun temel taşlarıdır elbette. Ancak asıl kulluk, bu ibadetlerin ruhunu hayatın tamamına yaymaktır. Allah’ın azametini tefekkür etmek, verdiği nimetlere şükretmek, O’nu hiçbir an unutmadan yaşamak, emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız teslim olmak… İşte gerçek kulluk budur.
Bir Müslüman, iş yerinde dürüstlükle, evinde merhametle, sokakta adaletle, sosyal medyada ahlakla davrandığında kulluğunu icra eder. Alışverişte hakkaniyeti gözetmek, komşusunun hakkını korumak, ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmek, hatta doğayı ve emaneti korumak… Bunların hepsi kulluğun bir parçasıdır. Çünkü kulluk, belli saatlere veya mekanlara hapsedilemez; o, tam bir teslimiyet halidir.
Ne yazık ki modern hayat, bizi kulluğu “kişisel bir mesele”ye dönüştürmeye çalışıyor. “Dindar ol ama iş hayatına karıştırma”, “Namazını kıl ama siyasetten uzak dur”, “Ahlakını yaşa ama kazancında esnek ol” gibi telkinler, kulluğu dar bir alana hapsetme çabasıdır.
Oysa İslam, hayatı bölünmez bir bütün olarak görür. Kul, nefsine, paraya, makama,........
