İslâm tarihinde bir demokrasi tecrübesi

İslâm tarihinde bir demokrasi tecrübesi

Namık Kemal ve Ali Suavî’nin “demokrasi” ve “parlamenterizm”i, İslâm’ın temel terimlerinden birisi olan “Şûrâ” ile  karşılamalarından beri İslâm ve demokrasi tartışmaları gündemimizden hemen hiç eksik olmadı.

Hele 1908’deki Meşrutiyet tecrübesine İslâmcısı, Batıcısı, milliyetçisi, hemen bütün aydınların iştiyakla, adeta her türlü kötü gidişin panzehiri gibi istiğrak halinde katılmaları Cumhuriyet döneminde ancak 1950’de bir yenisi yaşanacak olan büyük bir coşku seline dönüşmüştü. Sonra kesintiler… Ve nihayet İslâm’ın demokrasiye açık olup olmadığına ve demokratik bir yönetimin İslâm’ın bünyesinde kendisine yer bulup bulamayacağına ilişkin teorik tartışmalarla yeniden 1860’lara dönmüş olduk.

Aslında sadece teorik düzeyde sürmüyor tartışmalar. Daha hayatın içinden veya İslâm tarihinde yaşanmış tecrübelerden hareketle İslâm’ın demokrasiyle zaten bağdaşık bulunduğu yolunda görüşler serdeden düşünürlerimiz de çıkmaya başladı. Bir de, İslâmî olmayan bir yönetimde Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasındaki ilişkilerin mahiyetine ilişkin yeni yaklaşımlar ortaya konulmuş bulunuyor. Mesela bir süre tartışılan “Medine Vesikası” bunlardan biri.

Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Medine’de gerçekleşen “bir arada yaşama” tecrübesinin günümüze bir model........

© Yeni Akit