Kosova’da neler oluyor? |
Kosova’da neler oluyor?
Bu yazıyı Kosova – Türkiye müsabakası öncesinde yazmaya başladım. Siz, bittikten sonra okuyor olacaksınız. Bunu, neticeden bağımsız olarak söylüyorum. Kazanan, iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşliktir. Bunu, bizi sinir eden sınırlara takılmadan söylüyorum. Türkiye, Kosova’dır; Kosova, Türkiye’dir. Bunların hepsi, futbol maçından veya konjonktürden daha değerlidir.
Kitlelerin en çok sevdiği ve takip ettiği bir spor dalı olan futboldan, bir başka çok sevilen ve takip edilen konuya geçelim. Fakat Kosova’dan ayrılmayalım.
Binlerce yıllık bir tecrübedir: İnsanlar, iki nedenden dolayı bir makama talip oluyorlar. Hizmet etmek ve kudret/servet sahibi olmak. Davanın yükünü omuzlamak veya kendi yükünü tutmak.
Kendi yükünü tutmak isteyenlerin ‘dava’ dediği şey, aslında yine kendi ikballeri ve ihtiraslarıdır. ‘Ben’ diyemedikleri için, ‘dava’ diyorlar. Hakkaniyetin gereğini değil, kendilerine sadakat bekliyorlar. Ancak imkânlar için verilen hâkimiyet mücadelesine dava diyemeyiz.
Pekâlâ, ‘herkesin davası kendine’ deyip kenara çekilebiliriz. Bu yazı da kaleme alınmamış olur. Fakat biriktirdiğimiz nice şahitlik, bizi zorluyor.
Kendimizi hak etmediğimiz bir yere koymamız halinde, işin rengi yıkıcı bir biçimde değişiyor. Sevilen, sayılan, beğenilen insanları tehdit gibi görmeye başlıyoruz.
Meziyet ve şahsiyet sahibi olanları değil, yanlışları bile onaylayan ve alkış tutan elleri, durmadan öven dilleri tercih ediyoruz.
Haliyle, bilerek veya bilmeyerek, milletin kıymetli evlatlarını öğüten, emekleri ziyan eden bir değirmen taşına dönüşüyoruz.
Bu ruh hali, evvela toplumdaki adalet duygusunun zedelenmesine yol açıyor. Tartımız, terazimiz bozuluyor. Yani ölçüyü kaybediyoruz.
Evet, bütün bunlar, ‘dava’ adına yapılıyor.
O halde, soralım: Mesuliyet, mahcubiyet ve mensubiyet duygusu olmayanın........