Şehitlerin kemikleri sızlıyor |
Şehitlerin kemikleri sızlıyor
Türk milleti İslam dini ile şereflenmeden önce de aile yapısına çok önem vermiştir. Tarih kitaplarından öğrendiğimiz kadarı ile eski Türklerde aile sadece bir yuva değil; devletin temeli, kültürün taşıyıcısı ve milletin devamıdır… Tarih boyunca Türk toplumu, yalnızca savaş meydanlarındaki başarılarıyla değil, toplumsal yapısının sağlamlığıyla da dikkat çekmiştir. Bu sağlam yapının temelinde ise her yönüyle güçlü, köklü ve işlevsel bir aile anlayışı yer alır.
Aile, Eski Türklerde sadece bir yaşam birimi değil; toplumu bir arada tutan, kültürü nesilden nesle aktaran ve hatta devletin temellerini besleyen bir kurumdur. Kadın-erkek ilişkilerinden çocuk eğitimine, evlilik geleneklerinden mülkiyet anlayışına kadar uzanan bu yapı, Türklerin binlerce yıl boyunca kimliğini koruyabilmesinin en güçlü dayanaklarından biri olmuştur. Eski Türklerde aile, evlilik ve kan bağına dayanır. Evlilik yalnızca fertler arasındaki bir sözleşme değil, aynı zamanda iki soyun birleşmesi anlamına gelir.
Yakut Türklerinde evlenmek “sönmez bir ateş yakmak”, Uygur Türklerinde ise “kavuşmak” olarak tanımlanmıştır. Eve gelen gelin, evi aydınlatan bir ışık olarak görülmüştür. Dede Korkut Destanlarında kadının, evin direği ve erkeğin kader ortağı olarak betimlenmesi, toplumsal hafızada kadının yerini net biçimde ortaya koyar. Nitekim “Yuvayı dişi kuş yapar” atasözü, kadının aile içindeki yapıcı ve birleştirici kimliğini yansıtır (Alıntı Aile Gazetesi).
“Eski Türklerde kadına tecavüz eden öldürülürdü. Bir kadını taciz edenin gözüne mil çekilir kör edilirdi. Türk kızının kendini koruma hakkı vardı. Ayrıca devleti yöneten kağan tarafından Türk kızının şerefi töre/yasa ile korunmaktaydı. Kimse Türk kızına yanlış yapamazdı (Zeki Velidi Togan).
Eski Türklerde namus sözcüğü yoktu. Çünkü Türkler........