Gerçek bir insan olabilmek için
Gerçek bir insan olabilmek için
Yarattığı mahlukatlar içerisinde en şereflisi ise ayeti kerimelerde beyan edildiği gibi insandır. Rabbimiz: “Biz insanı en güzel surette yarattık.” (Tin Suresi) buyuruyor. Yani en güzel duygularla, ilahi ahlak ile ahlaklanacak güzellikte, hayat şartlarına katlanabilecek, dünyadaki sorumluluğunu üstlenebilecek mükemmeliyette imkan ve kabiliyetlerle, akıl düşünce, anlayış, söz söyleme, kabiliyetleriyle diğer yaratıklardan seçilmiş en güzel şekilde mahluktur insan. İnsan yaradılış gayesine uygun olarak dünya hayatında hareket ederse mahlukatın en hayırlısı ve gerçek manada insan olur. Şayet yaradılış gayesine uymaz, şeytani ve nefsani istekleri peşinden koşarsa o zaman da o şerefini kaybeder bu defa Mevlamızın şu ayeti kerimesinin muhatabı olarak mahlukatın en alçağı olur: “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler; Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller bunlardır.” (A’raf Suresi 179). Şayet yer yüzündeki insanlar yaratılmış gayelerine uygun olarak yaşamış olsalardı dünyanın her yerinde barış, huzur ve kardeşlik olurdu. Haksız yere bunca kan akmaz, zalimler zulüm yapamazlardı. “İnsanın insan olma mertebesine yükselebilmesi ve bu hazzı duyabilmesinin ilk ve en mühim merhalesinin “Allah inancı” ve “Allah korkusu” olduğu muhakkaktır. Bütün peygamberlerin önce Allah’ın birliği, tapılacak ve teslim olunacak yegane ilahın o olduğu hususunda yaptıkları tebliğler hatırlanacak olursa, “Allah inancının” önemi daha iyi anlaşılır. Böyle bir yükselişe mazhar olmak, Allah’ın takdirine ve insanın kendi gayretine kalmış bir husustur. İbrahim Peygamber, Allah’ın inayeti ve kendi aklı ile O’nun varlığını idrak etmiş ve şöyle demişti: “Doğrusu, ben ........
