Mavi Marmara gemisi ile, 2010 yılında Gazze’ye götürülmek istenilen insani yardımlar, İsrail ordusunun müdahalesi ile engellenmişti..

Sadece yardımların götürülmesi engellenmemiş, gemiye yapılan askeri saldırıda, 10 Türk şehid edilmişti..

Cinayetler, açık denizde işlenmişti..

Cinayetlerin işlendiği alan, İsrail’e ait bir alan olsaydı dahi, Türkiye’nin yargılama hakkı, dolaylı olarak vardı..

Ama İsrail’in hakimiyet sahası dışında, açık denizde cinayetler işlendiği ve şehid olanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için, Türk mahkemelerinin ceza davası açılması ve yürütülmesi konusunda yetkili olmasında hiçbir tereddüt kalmamıştı..

Nitekim daha önce pek örneği olmasa da..

Yurtdışında, açık denizde, yabancı devletin silahlı güçleri eli ile işlenen cinayetler için, savcılık soruşturmayı açtı..

İddianameyi düzenledi..

Ve İsrail ordusunda görev yapan, katliamda imzası bulunan subaylar hakkındaki davada, yakalama kararı bile verildi..

Bu sebeple, sanık subaylar, İsrail dışına çıkmayarak, yakalanıp Türk mahkemesinde sanık sandalyesine oturtulmaktan kendilerini yıllarca korudular..

İsrail, ilk defa karşılaştığı bu zor durum sonrasında, Türkiye ile normalleşme adı altında bir anlaşmaya vararak, “Özür diledi”, “Şehid ettiği vatandaşlarımız için tazminat ödedi” ve o günden sonraki Gazze’ye özellikle Türkiye’den gidecek yardımlar konusunda engellemede bulunmayacağına söz verdi..

Bu sözler karşılığında, Türkiye de, yürüyen ceza davasının düşürülmesi hakkında bir kanun çıkardı..

O tarihte bu anlaşmayı eleştirdik.

Ancak gelin görün ki, Türkiye içinden siyasi iktidara yönelik, “Herkesle kavgalıyız. Komşu devletlerle bile ilişkilerimiz iyi değil” eleştirileri ile yalnızlaştırılan o günkü hükümet, İsrail’e bir şans vermek zorunda kaldı ve İsrail, özrünü diledi.. Tazminatı ödedi.. Gazze’ye yardımları engellemeyeceği sözü karşılığında, davaları düşürüldü.

Davanın düşürülmesini de eleştirdik..

Bir suç için, meclisin dahi, davanın düşürülmesi yönünde karar alması mümkün değildi..

Mahkeme kararını açıklayıp, ceza verdikten sonra, meclis özel af çıkartabilir..

İsrailliler için af çıkartıllsın anlamında söylemiyorum.

Teorik hukuk kuralları bağlamında söylüyorum..

Meclisin af yetkisi var ama..

Meclisin, yargılama yapma yetkisini kaldırma kararı alması mümkün değil..

Bu açıdan, mahkemenin verdiği kararın İstinaf’tan dönmesini arzu ettik.

Olmadı.

Yargıtay’ın benzeri yönde bir karar almasını önerdik..

Yargıtay’dan da henüz bir karar çıkmadı..

Şimdi İsrail’in, Gazzelilere yönelik katliamları sonrasında, Yargıtay’dan beklenen şu:

Öncelikle, düşme kararının dayanağı olan kanunun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptali yönünde bir müracaatta bulunması..

Ceza davası yürürken, ‘Meclisin yargılamayı durdurma yetkisi yok’ dedik..

Kanunun bu açıdan, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile, kanunun iptali için Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’ne müracaatta bulunabilir.

Bulunmalıdır..

Kanun iptal edilmeli ve akabinde de düşme kararı kaldırılarak, yargılamaya kaldığı yerden devam edilmelidir..

Konunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi, süreci uzatabilir..

Daha hızlı sonuca gidilmek isteniyorsa, ki daha doğru olanı budur.. Yargıtay düşme kararını bozup, dosyayı yerel mahkemeye gönderebilir..

Yerel mahkeme de, sanıklar hakkında bir yandan yeniden yakalama kararı verip, bir yandan da Anayasa Mahkemesi’ne ilgili kanunun iptali için dava açabilir..

Ki, son gelişmeler de, iptal davasında gerekçe olarak belirtilebilinir..

Şöyle ki..

İsrail, özür diledi, tazminat ödedi ama.

Üçüncü sözü de, Gazze’lilere sonraki yıllarda Türkiye’den gidecek yardımları engellememesi idi.

Geçtiğimiz yıllarda da zaman zaman engellemeler sözkonusu idi ama.

Şimdi artık, abluka çok daha katı uygulanıyor.. Yardımların çok çok cüzi şekilde Gazzelilere ulaştırılması söz konusu..

İkinci haftanın sonunda, dün kime yetecek bilmiyorum, 50’ye yakın tır ile Gazzelilere yardım edilmesi, ancak mümkün olabildi..

Yani İsrail, sözleşmeye uymuyor..

Bizde “Ahde vefa” çok önemli bir kavramdır..

Anlaşmalara uymak, bizim asla vazgeçmeyeceğimiz kurallarımızdandır..

Ama, karşı taraf sözleşmeye uymuyorsa, sözleşmeye aykırı davranıyorsa..

Bu dakikadan sonra, o sözleşmeye uyma yükümlülüğümüz de kalmaz..

Onlar sözleşmeye uymuyorsa, biz de uymayız ve İsrailli katil subaylar hakkında ceza davasını sürdürürüz..

Davanın takipçisi olan, özellikle İHH ve şehid ailelerin yardımına, Türkiye’nin dört bir yanından hukukçular, akademisyenler de koşmalıdır..

Mavi Marmara gemisinde yaşanan katliam sonrasında İsrailli subaylara dava açılması için büyük bir gayret gösterilmişti.

Şimdi o düşme kararının kaldırılması ve sonrasında davanın yeniden görülmesi için, yine aynı çabalar hayata geçirilmelidir..

Belki şu bile yapılabilinir..

İsrail ile normalleşme çerçevesinde imzalanan anlaşmanın doğal sonucu olarak, İsrail’in engellemeleri zabıt altına alınmalı, sözleşmeyi ihlal ettikleri hatırlatılarak, öncelikle sözleşmeye uymaya davet edilmeliler..

Sözleşmeye uyacaklarını hiç sanmıyorum.

Ama bu da tarihe not düşülmeli..

Sıkıştırılınca, İsrail nasıl “söz veriyor”, sonra kendi verdiği sözü, nasıl çiğniyor, bir somut örnekle daha, bu gerçeği tarih için kayıt altına almalı..

Türkiye bunu yapabilirse..

Birilerinin yaptığı, “Haydi Filistin’e gidin, kardeşlerinize yardım edin, burada ne duruyorsunuz” alaycı sözlerinin çok daha ötesinde..

İsrail’i çekindirecek adım atılmış olur..

Belki gidip orada ölümü bekleyen sivillerle dayanışma göstermenin çok daha ötesinde, İsrail’i hizaya çekecek bir adım atılmış olunur..

Birleşmiş Milletler’den hayır yok..

Türkiye dışındaki İslam ülkelerinden hayır yok..

Avrupa ve ABD, zaten İsrail’den yana..

Yine iş, Türkiye’ye düşüyor..

Ama, solcusu ile sağcısı ile.. Herkesin birlik içinde bu çabaya destek vermesi gerekir..

QOSHE - Mavi Marmara gemisi davası yeniden görülmelidir! - Ali Karahasanoğlu
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mavi Marmara gemisi davası yeniden görülmelidir!

130 12
23.10.2023

Mavi Marmara gemisi ile, 2010 yılında Gazze’ye götürülmek istenilen insani yardımlar, İsrail ordusunun müdahalesi ile engellenmişti..

Sadece yardımların götürülmesi engellenmemiş, gemiye yapılan askeri saldırıda, 10 Türk şehid edilmişti..

Cinayetler, açık denizde işlenmişti..

Cinayetlerin işlendiği alan, İsrail’e ait bir alan olsaydı dahi, Türkiye’nin yargılama hakkı, dolaylı olarak vardı..

Ama İsrail’in hakimiyet sahası dışında, açık denizde cinayetler işlendiği ve şehid olanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için, Türk mahkemelerinin ceza davası açılması ve yürütülmesi konusunda yetkili olmasında hiçbir tereddüt kalmamıştı..

Nitekim daha önce pek örneği olmasa da..

Yurtdışında, açık denizde, yabancı devletin silahlı güçleri eli ile işlenen cinayetler için, savcılık soruşturmayı açtı..

İddianameyi düzenledi..

Ve İsrail ordusunda görev yapan, katliamda imzası bulunan subaylar hakkındaki davada, yakalama kararı bile verildi..

Bu sebeple, sanık subaylar, İsrail dışına çıkmayarak, yakalanıp Türk mahkemesinde sanık sandalyesine oturtulmaktan kendilerini yıllarca korudular..

İsrail, ilk defa karşılaştığı bu zor durum sonrasında, Türkiye ile normalleşme adı altında bir anlaşmaya vararak, “Özür diledi”, “Şehid ettiği vatandaşlarımız için tazminat ödedi” ve o günden sonraki Gazze’ye özellikle Türkiye’den gidecek yardımlar konusunda engellemede bulunmayacağına söz verdi..

Bu sözler karşılığında, Türkiye de, yürüyen ceza davasının düşürülmesi hakkında bir kanun çıkardı..

O tarihte bu anlaşmayı eleştirdik.

Ancak gelin görün ki, Türkiye içinden siyasi iktidara yönelik, “Herkesle kavgalıyız. Komşu devletlerle bile ilişkilerimiz iyi değil” eleştirileri ile yalnızlaştırılan o günkü hükümet, İsrail’e bir şans vermek zorunda kaldı ve İsrail, özrünü diledi.. Tazminatı ödedi.. Gazze’ye yardımları engellemeyeceği sözü karşılığında, davaları düşürüldü.

Davanın düşürülmesini de eleştirdik..

Bir suç için,........

© Yeni Akit


Get it on Google Play