Güvenlik Paradigması ve Toplumsal Bütünlük

Güvenlik Paradigması ve Toplumsal Bütünlük

21. Yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Doğu ve çevre coğrafyalar, yeniden şekillenen güç dengeleri, vekâlet savaşları ve kimlik temelli ayrışmalar üzerinden ciddi bir dönüşüm sürecine girmiştir. Şuanda dünya, narsist Trump ve Siyonist İsrail’in hukuksuz, vahşi bir şekilde yürüttükleri soykırım savaşına tanıklık ediyor.

Bu bağlamda Türkiye, hem tarihsel mirası hem de jeostratejik konumu itibarıyla bu dönüşümün merkezinde yer almaktadır. Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilen “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” vizyonu, bölgesel barış, toplumsal bütünlük ve siyasal istikrarı hedefleyen çok katmanlı bir stratejik yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Bölgesel Jeopolitik ve Ayrıştırma Dinamikleri

Son yıllarda Orta Doğu’da etnik ve mezhepsel fay hatlarının yeniden harekete geçirildiği gözlemlenmektedir. Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar gibi bölgenin ana unsurları arasında tarihsel olarak var olan etkileşim ve birlikte yaşama kültürü, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetler üzerinden zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Bu süreçte “böl ve yönet” stratejisinin modern versiyonları devreye sokulmakta; mikro kimlikler üzerinden yeni çatışma alanları üretilmektedir. Dolayısıyla kısa süreli ateşkes anlaşmaları da hikayedir.

Bu bağlamda Türkiye’nin söyleminde öne çıkan “duvarların örülmesi” metaforu, yalnızca fiziki sınırları değil; aynı zamanda zihinsel, kültürel ve siyasal ayrışmayı da ifade etmektedir. Dolayısıyla mesele, klasik güvenlik paradigmasının ötesinde, toplumsal dayanışma ve ortak kimlik inşasıyla doğrudan ilişkilidir.

Güvenlik Paradigmasının Dönüşümü: Terörsüzlük........

© Yeni Akit