Şevket Süreyya ve Bakû Doğu Halkları Kurultayı |
Yıldırım Koç yazdı…
www.yildirimkoc.com.tr
Şevket Süreyya’nın görüşlerinin biçimlenmesinde 1-7 Eylül 1920 günleri Bakû’de toplanan ve kendisinin de Azerbaycan’dan delege olarak katıldığı Doğu Halkları Kurultayı’nın özel bir yeri vardır. Bu kurultayda tartışılan konular, Komintern temsilcilerinin yaptıkları konuşmalar, katılımcılara ilişkin gözlemleri ve Sovyet Rusya’nın 16 Mart 1921 yılında İngiltere ile yaptığı anlaşma sonrasındaki politikaları, Şevket Süreyya’nın Türkiye’nin koşullarına uygun bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik bir sosyalizm anlayışının biçimlenmesinde etkili oldu.
Şevket Süreyya Bakû Doğu Halkları Kurultayı’na katılışını ilk olarak birinci baskısı 1959 yılında yapılan Suyu Arayan Adam kitabında anlattı. Bu kitaptan bazı bölümler aşağıda sunulmaktadır:
“1 Eylül 1920’de başlayan Kurultay günlerinde Bakû, Ortaçağ Asyası’ndaki büyük şehirlerden birinin alacalı görünüşünü yaşıyordu. Araplar, Hintliler, İranlılar, Afganlılar, Moğollar, Özbekler, Kırgızlar, İran Kürtleri ve daha nice kavimlerden, milletlerden insanlar …
“Hepsi de kendi kıyafetlerini taşıyorlardı. Hepsinin de boynunda, belinde, kılıçlar, hançerler, tabancalar, kamalar vardı. Agelli, sarıklı, kavuklu, kalpaklı insanlar Bakû sokaklarını dolduruyorlardı …
“Her köşede, her yerde esir, mazlum milletlerin kurtuluşu ilân olunuyordu. Söylenenlere bakılırsa, İsrafil’in sürü artık çalmıştı. Yüzyıllık esaretleri içinde bir ölü uyuşukluğu yaşayan milletler, artık başlarını kaldıracaklardı. Demek ki Şark, uykusundan uyanıyordu … Artık her millet zalimlerini, istilacılarını başından atacaktı. (…)
“Bu davanın öncüleri arasında şimdi ben de vardım. Şark milletlerinin isyan bayrağını açan şu büyük kurultayın safları arasında bulunuyordum. Heyecandan sarhoş gibiydim. Demek, yarın silahlarımızı alacaktık. Bu kurtuluş bayrağı altında yürüyecektik. Şark’a mı olur, Garb’a mı olur, saldıracaktık. Belki Akdeniz’e, belki Kızıldeniz’e varacaktık. Belki Hint’ e, belki Çin’e girecektik? …
“Kurultayın da, galiba en genci bendim. Belimde tabancam yoktu, boynumda kılıç asılmamıştı ama halim, kıyafetimle gene de harekete hazır bir askerdim.
“Ne adlarını bildiğim, ne dillerini anladığım renk renk, çeşit çeşitli delegeler arasında dolaşıyor, konuşuyordum. Sanki çoktan beri berabermişiz gibi, sanki çoktan beri aynı yolun yolcusuymuşuz gibi, işaretlerimizle, bakışlarımızla güya anlaşıyorduk.
“Kurultay, marşlar, çığlıklar, kılıç, hançer şakırtıları arasında açıldı. Herkes, her millet kendi dilinde haykırıyordu. Havada savrulan ve birbirleriyle çarpışan kılıç, hançer sesleriyle yalnız salon değil, bütün gökkubbe inliyor gibiydi.” (Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam, Remzi Kitapevi, İstanbul,1987;160-161)
Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’nın yaşamını anlattığı kitapta da Bakû Doğu Halkları Kurultayı’na ilişkin gözlemlerini özetledi:
“Doğuya gelince? Orada ne sanayi, ne proletarya, ne sendika , ne parti, ne örgüt, ne de sosyal bilinç vardı. Bu vaziyet karşısında Bolşevik Liderleri bir aralık: ‘Sosyalizme geçmek için evvela, kapitalist aşamaya erişmek lazımdır’ klasik formülü karşısında bocalar gibi oldular. Ama Doğuda Emperyalizm o kadar zalim, Feodal nizam o kadar vahşi ve Din adına söylenenlerle yapılanlar o kadar yüz kızartıcıydı ki, kısa zamanda “Asya tipi” ülkelerde de, kapitalist aşamaya varmadan ve buna varmış olan ülkeler proletaryasının önderliği, daha doğrusu silahlı müdahalesi ile Sosyalizmin üst kademesine geçilebileceği görüşü, ihtilalci kadroyu sardı. Ve o zaman teorik önderliği, Batıya yönelen “Üçüncü Enternasyonal”, kendi vazifesi olarak aldı.” (Aydemir, Şevket Süreyya, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, Cilt 3, 1914-1922, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1985;541)
Bu Kurultay, görünüşte, sömürge halklarının mücadelesini körükleyerek, Avrupa ülkelerinde işçi sınıflarını sistemle bütünleştirmede kullanılan emperyalist sömürüyü önlemeyi ve böylece, bu işçi sınıflarını yeniden kapitalizmin mezar kazıcıları haline dönüştürmeyi amaçlıyordu. Ancak gerçek ve öncelikli amacın, İngiltere’yi Sovyet Rusya ile bir anlaşma imzalamaya zorlamak olduğu ortaya çıktı. Kurultay’dan 6 ay sonra, Sovyet Rusya’yı ekonomik açıdan rahatlatacak anlaşma imzalandı. Zaten bu tarihlerde İngiltere ve Fransa sömürgelerinde anti-emperyalist hareketler yoktu. Anti-emperyalist mücadelenin olduğu tek yer, Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğündeki Anadolu idi.
Bu dönemde Sovyet Rusya’da Kızıl Ordu’nun işgaliyle “sosyalizmi götürmek” anlayışını savunanlar vardı (Bu konuda bkz. Yıldırım Koç, SSCB’nin Türkiye’yi İşgal Girişimleri, Eski TKP ve Anti Kemalist Faaliyetler, Pankuş Yay., Ankara, 2025; 34-43). Ancak Polonya yenilgisinden sonra ve büyük ekonomik sıkıntılar yaşanırken, Sovyet Rusya sömürgelere yönelik böyle bir riski göze alamadı. 1920 yılında Afganistan’da oluşturulan askeri birliklerle Hindistan’a saldırma girişiminden de vazgeçildi. 1920 yılında silah, cephane, top, altın, uçak, vb. dolu iki tren Afganistan’a gönderildi. Ancak, M.N.Roy’un yönetiminde planlanan bu saldırı iptal edildi. Ayrıca, Kızıl Ordu’nun desteğiyle İran’da kurulan Gilan Sovyet Cumhuriyeti de Mayıs 1920 – Eylül 1921 döneminde yaşayabildi ve Kızıl Ordu’nun çekilmesiyle bu girişim de sona erdi.
Kurultay’da Komintern temsilcilerinin yaptığı konuşmalar, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin kurtuluş mücadelesinin nasıl kullanılmaya çalışıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Üçüncü Enternasyonal Yürütme Kurulu Başkanı olan Zinovyev, kurultayda başkan seçildikten sonra oldukça uzun başlangıç konuşması yaptı:
“Bu kurultayımızın birinci vazifesi milyonlarca köylüyü uyandırmaktır ve onlara anlatmak gerektir ki, yeni köylü sınıftan vücuda getirmek için onları kuvvetlendirmek ihtiyacı var ve dünyanın muntazam, ilerici ve teşkilatlı işçi sınıfıyla dostluk ve kardeşlik ittifakı yapmadan, şimdiki felaketten kurtulmanın yollan........© Veryansın TV