Şevket Süreyya: İnkılap devam ediyor

Yıldırım Koç yazdı…

Şevket Süreyya Aydemir ve KADRO Hareketi’nin önemle ele aldığı bir konu, inkılâbın bitmediği ve yapılacak daha birçok işin olduğuydu. KADRO’cular, Mustafa Kemal Paşa’nın 1930’lu yıllarda yapacaklarını destekleyen ve açıklayan bir çizgi izlediler.

1930’lu yılların başlarında Şevket Süreyya, devletin yönetici kadroları arasında “inkılâbın bittiği” konusunda yaygın bir kanı olduğunun farkındaydı.

“Mücadele bitti” anlayışı konusunda Şevket Süreyya’nın 1925 yılına ilişkin bir anısı şöyleydi:

“İnkılâbın yalnız İstiklâl Savaşından ve nihayet yeni bir devlet kurmaktan, yani cumhuriyet nizamından ibaret olduğu görüşü, bu inkılâbı yapan, yahut ona karışanların çoğunda da hakim olmuştur. Hatta, Millet Meclisi de 1924 Teşkilâtı Esasiye (Anayasa) kanununu bu ruh hali içinde çıkarmıştır denilebilir. Çünkü bu Anayasa, Cumhuriyeti ve dolayısıyla Milli Hakimiyeti getirmekle beraber, aslında klasik-liberal bir anayasaydı. Hatta Mustafa Kemal bile ve bütün çabalarına rağmen bu kanuna, her ihtimali düşünerek elinde tutmak istediği veto hakkını sokturamamıştı. Genel ve bütün direnişlerine rağmen bu Anayasadan, devlet dininin İslâm dini olduğu, yani devletin bir dini bulunduğu maddesini çıkaramamıştı. Kaldı ki bu kanunu Meclise getiren mazbata muharriri, yani komisyon sözcüsü Celal Nuri Bey de onu Meclise sunarken ‘İnkılâbımızın artık kemal noktasına’ ulaştığını, yani zirvesine vardığını açıkça beyan ediyordu. Halbuki aslında inkılâp ancak başlamıştı. Ancak komisyon ve mazbata muharriri bu görüşte değildiler. (…) Kaldı ki ben şahsen de, hem de 1925 İstiklâl Mahkemesinde, bu mahkemenin Başkanı Ali Çetinkaya’dan ve yargı sırasında inkılâp kavramında bir şeyler söylemek isterken: ‘İnkılâp da ne demek? Bu memleket inkılâbını artık yaptı, bitirdi. Ondan sonrası mugalâta (yanıltmaca, YK), türrehât’ (saçma, manasız, boş sözler, YK) sözlerini dinlemişimdir. Ama rahmetli Çetinkaya, ondan sonra da, hem de inkılâp adına, nice hükümler vermek zorunda kalmıştı. Doğru olan da buydu. Çünkü inkılâp bitmemişti ki. Hem ondan sonra da Atatürk inkılâp adına ne yapmışsa, ya bu Anayasayı zorlayarak, ya onda değişiklikler sağlayarak yapabildi.” (Şevket Süreyya Aydemir, “İkinci Baskının Önsözü”, İnkılâp ve Kadro, ikinci basım 1968, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1968;15-16)

Şevket Süreyya, Dünya Buhranı’nın da etkisiyle sorunların daha etraflı bir biçimde tartışıldığı dönemde, 15 Ocak 1931 tarihinde Ankara’da Türk Ocağı Genel Merkezi’nde “İnkılâp ve Kadro” konulu bir konferans verdi. “Konferansta Ankara’daki pesimist havaya kapılmadan, o sıradaki CHF ileri gelenleri Saffet (Arıkan), Recер (Реker) ve Vasıf (Çınar)’ın düşüncelerinden farklı olarak inkılâbın bitmediği, yürümekte olduğu,........

© Veryansın TV