Nihal Atsız’ın ümmetçilikle ve nurculukla mücadelesi

Hüseyin Nihal Atsız, gerçek bir Türkçü olarak, mukaddesatçıların bu kimliğe zarar vermesini önlemeye çalıştı. 1960’lı yıllarda bu girişimler yoğunlaşmıştı. Ayrıca Nurcular da bu açıdan ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Nihal Atsız, bu eğilimlere karşı kararlı bir mücadele verdi. Ancak milliyetçi-mukaddesatçı görüş, uluslararası destekten de yararlanarak, bu çabaları büyük ölçüde engelledi. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin 1969 yılındaki kongresinde örgütün adının Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüştürülmesi ve MHP’de Türk-İslam Sentezi anlayışının hakim olması sonrasında, Nihal Atsız bu yapıdan ayrıldı.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ırk esasına dayalı bir millet oluşturmak isteyen Türkçüler ile İslamcıları birleştirme çabaları epeyce zaman aldı. Türkçülerin önderi konumundaki Hüseyin Nihal Atsız bu birleşmeye sonuna kadar direnen bir kişiydi. İslamcıların “ümmet” anlayışına karşı çıkıyor, soy birliğine dayalı bir anlayışı savunuyordu.

1969 yılına doğru Alpaslan Türkeş’in bir süreç içinde yerleştirdiği Türk-İslam Sentezi çizgisine karşı çıkan ve 1969 yılındaki kongre sonrasında MHP’den ayrılan veya ayırılan eğilimlerden biri, Nihal Atsız’ın Türkçü çizgisiydi. Tasfiye edilen veya ayrılan ikinci çizgiyse, Kemalist milliyetçiliği savunan, milliyetçiliği sosyalistçe bir anlayışla tanımlayan Muzaffer Özdağ’dı.

Nihal Atsız, milliyetçilerin İslamcı bir anlayışa yönelmesine karşı çıkıyordu.

Alpaslan Türkeş’in Hulusi Turgut ile yaptığı görüşmede (Hulusi Turgut, Şahinlerin Dansı: Türkeş’in Anıları, ABC Basın Ajansı Yay., 1995) anlattıkları, Nihal Atsız’ın bu konudaki görüşlerini açıklayıcı niteliktedir. Alpaslan Türkeş, Nihal Atsız’ın kendisinden gerçekleştirmesini istediği maddeleri şöyle özetlemektedir:

“Müslümanlığı bırakıp, tamamen Türkçülüğü ele almalı,

“Yeni hamle, bir bildiri ile kamuoyuna açıklanmalı. (Bu bildiride dinden hiç bahsetmeden, Türkçü gençlerin daha büyük ölçüde bir Türkçülüğe hasret duymakta oldukları, eski Türkçülerin de aynı fikirde bulundukları ifade edilmeli.)

“İlk fırsatta partinin adı, daha kesin ifadeli bir isim ile değiştirilmeli. (Türkçü Parti, Yasa Partisi falan gibi).

“Yaz kampları her yıl daha sıkı bir disiplin ve sadece Türklük, Türkçülük etrafında devam ettirilmeli.

“Türkçülük Derneği ile partinin aynı gaye uğrunda nasıl çalışabileceği planlanmalı.

“Irkçılığın kafatasçılık değil, sosyal bir şuur, bir kendini Türk duyma, yabancı bir ırka meyletmeme olduğu anlatılmalı.

“ ‘Türklük gurur ve şuuru ile İslâm fazilet ve ahlâkı’ sloganı bırakılmalı.

“Devlet Dergisi’nin dinî havası hafifletilmeli.” (Turgut,Hulusi, Şahinlerin Dansı, Türkeş’in Anıları, ABC Basın Ajansı, İstanbul, 1995;415)

Alpaslan Türkeş, Nihal Atsız ile ilgili olarak şu değerlendirmeleri yapıyordu:

“Nihal Atsız Bey ile 30’lu yıllardan beri beraberdik. Her zaman görüşür, konuşurduk. (…) Sonra Kur’an-ı Kerim için -sümmehaşa- Kur’an’ı Kerim, Allah’ın kelamı değil, Muhammed’in kendi talimatı, vs. Böyle........

© Veryansın TV