Kemalist devrim ve sömürgelerin kurtuluşu |
Yıldırım Koç yazdı…
www.yildirimkoc.com.tr
Şevket Süreyya’nın İnkılâp ve Kadro kitabında ve Kadrocuların Kadro Dergisi’nde sürekli olarak gündeme getirdikleri bir gerçek, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki mücadelenin (inkılâbın) yalnızca siyasi bağımsızlığın kazanılmasıyla sona ermediği, sömürge ve yarı-sömürge ülkelere örnek olacak bir ekonomik ve toplumsal devrim olduğuydu. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı yıllarında bu durumun farkındaydı.
Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nın hazırlıklarının sürdüğü ve Komünist Enternasyonal’in dünya devrimi açısından umutlarını Avrupa’da gerçekleşmesini beklediği ihtilallere bağladığı günlerde, Sovyet Rusya’da Sultan Galiyev farklı görüşler ileri sürüyordu. Bunlar, Türkiye’de Şevket Süreyya’nın 1920’li yıllarda savunduğu görüşlerle benzerdi.
Sultan Galiyev, 5 Ekim 1919 tarihinde yayımlanan “Sosyal Devrim ve Doğu” yazısında, emperyalist ülkelerin işçi sınıflarının emperyalizmin ve kapitalizmin destekçisi olduğunu ileri sürüyordu. Bu görüş, Sovyet yöneticilerinin Avrupa işçi sınıflarına yönelik tavrının tam tersiydi:
“Uluslararası emperyalizme sadece Batı Avrupa proletaryası aracılığıyla karşı koyarak, ona Doğuda hareket ve manevra özgürlüğü sağlıyoruz. Artık uluslararası emperyalizm Müttefikler olarak Doğuyu sömürge olarak elinde tutmaktadır, burada o bütün doğal zenginliklerin mutlak sahibidir, bu zenginlikler ona ekonomik alanda metropollerdeki işçi kitleleriyle yapacağı bütün çekişmelerde bir çıkış olanağı sunmaktadır, çünkü böyle bir durumda, onların ekonomik ihtiyaçlarını tatmin etmeyi kabul ederek, ‘onların ağızlarını tıkama’ olanağına sahiptir.” (Erdem,Özgür (ed.), Sultan Galiyev Bütün Eserleri, İleri Yay., İstanbul, 2006;230)
Sultan Galiyev, 26 Kasım 1919 günü yayımlanan “Doğu Sorunu Üzerine Rapor” yazısında da şu tespitlerde bulunuyordu:
“Batı proletaryasının sahte sosyalizmin peşinden, sahte sosyalizmin liderlerinin, II. Enternasyonal’in peşinden gitmeyi sürdürdüğünü görüyoruz.
“Bunun nedeni ne? Yoldaşlar, bana göre bunun nedeni, Doğunun sömürülmesine, sömürge topraklarının sömürülmesine, uluslararası emperyalizmin, belki de, kendi isteği dışında, Batı Avrupa işçi sınıfını da katmasıdır. Batı işçileri kendi burjuvazilerinden çeşitli ekonomik taleplerde bulunursa, Batı burjuvazisi işçilerinin neredeyse bütün ekonomik ihtiyaçlarını tatmin ediyor. Çünkü bunları karşılama olanağı var, çünkü bu burjuvazinin kaynakları var, sonsuz kaynakları var, oradan hem kendi işçileri üzerindeki, hem de sömürgelerindeki işçilerin üzerindeki hakimiyetini sürdürmek için gerekli vazgeçilmez sıvıları sağmakladır.” (Erdem,2006;253)
Sultan Galiyev’in savunduğu bu ve benzeri görüşler, daha sonraki yıllarda Sovyetler’in politikasıyla iyice ters düştü.
Türkiye’de tartışılan konulardan biri, Şevket Süreyya Aydemir’in Sultan Galiyev’den etkilenip etkilenmediğidir.
Bu soru, 16 Kasım 1991 günü kendisiyle yapılan bir görüşmede Ş.S.Aydemir’in yakın arkadaşlarından İsmail Hüsrev Tökin’e sorulduğunda verdiği yanıt olumsuzdur:
“Soru: Sultan Galiyev’in düşüncelerinin başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere Kadrocular üzerinde etkisi olmuş mudur?
“Burada büyük bir hata var. Sözde onla biz temas etmişiz. Onun tesiri altında kalmışız gibi bir fikri burada söylediler. Böyle bir şey yok. Galiyev’i tanımıyoruz. Ne ben tanıyorum, ne de Şevket. Galiyev’in tesiri altında nereden kalalım? (…) Galiyev ile alakamız olmadı hiçbir zaman. Ne Şevket tanıştı, ne de ben. Şevket tanışmış olsaydı beni de tanıştırırdı.” (Temuçin Faik Ertan, Kadrocular ve Kadro Hareketi, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1994;296-297)
Mustafa Kemal Paşa’nın kontrolü altında yayımlanan ve başyazılarının Mustafa Kemal Paşa tarafından yazıldığı veya kontrol edildiği Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nin daha 15 Temmuz 1920 tarihli sayısında Türkiye’deki bağımsızlık mücadelesinin sömürge ve yarı-sömürge ülkeler açısından ne kadar önemli olduğu şöyle anlatılıyordu:
“İstiyoruz ki, bütün milletler gibi biz de bağımsız olalım. İstiyoruz ki, kendi evimizin sahibi, kendi cebimizin hâkimi, kendi hayat, kendi namusumuzun mesulü biz olalım. İstiyoruz ki, yeryüzünde zulüm kalmasın. Milletler arasında düşmanlıklar ortadan kalksın. Dünyaya hâkim olan kapitalizm illeti bir daha kalkmamak üzere uyusun… işte, bugün içinde bulunduğumuz mücadelenin bizce yegâne manası!
“Biz bu gaye ile harekete geldik. Bağımsızlığımız ve varlığımız için, emperyalizme karşı dünya ve hayat inkılabı uğrunda zulümden kurtulmuş yeni bir devre doğru yürüyoruz. Giriştiğimiz,........© Veryansın TV