menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurmaca İdris-i Bitlisi katliamcı İdris’e karşı: Anadolu’da Türkmen kırımı ve İdris’in itirafları

32 0
12.05.2026

Tarih, bazen muktedirlerin sofrasında ikbal arayanların yazdığı bir propaganda broşürüdür; bazen de cellatların kaleminden dökülen bir suç mahalli tutanağıdır. Bugün Türkiye’de belirli siyasi ve dini odaklar tarafından “Kürt-Türk kardeşliğinin büyük mimarı”, “Mevlâna sıfatlı hikmet ehli” ve “Osmanlı’nın Doğu’daki kutbu” olarak pazarlanan İdrîs-i Bidlîsî (1457-1520), aslında Anadolu’nun bin yıllık toplumsal dokusuna “mezhepçilik ve nefret” tohumlarını eken baş aktördür. Onu barışçıl bir figür olarak sunanlar, bizzat Bidlîsî’nin gururla yazdığı, Yavuz Sultan Selim’e ithaf ettiği ve katliamları büyük bir “devlet başarısı” olarak sunduğu Selim Şah-Nâme’deki kan donduran satırları halktan gizlemektedirler.

Hicabi Kırlangıç tarafından hazırlanan ve Türkçemize çevrilen İdrîs-i Bidlîsî – Selim Şah-Nâme adlı eser, Osmanlı tarih yazıcılığında Yavuz Sultan Selim dönemini (1512-1520) bizzat olayların içinde yaşamış bir devlet adamı ve müşavirin kaleminden aktaran en önemli birincil kaynaklardan biridir.

Gelin, İdrîs-i Bidlîsî’nin kendi sesinden; Anadolu Türkmenlerini nasıl “kötü otlar” olarak görüp biçtiğini, çocukları nasıl köle pazarlarına gönderdiğini ve bu kırımın lojistiğini nasıl kurduğunu sayfa sayfa belgeleyelim.

ANLATILAN İDRÎS: ‘BİLGE MEVLÂNÂ’ MİTİ

Resmi anlatıda ve muhafazakâr tarihçilikte İdrîs-i Bidlîsî, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinin en parlak zekâlarından biri olarak sunulur. Bursalı Mehmed Tâhir, onu, Osmanlı Müellifleri’nde göklere çıkararak “Mevlânâ” ve “Hakîmeddin” (Dinin Bilgesi) lakaplarıyla anar (Bursalı Mehmed Tâhir, s. 25). Hoca Sadeddin Efendi, Tâcü’t-Tevârih adlı eserinde onu “müderris” ve ” ilimlere vakıf” biri olarak betimlerken, onun diplomasi yeteneğinin Osmanlı’nın doğu sınırlarını emniyete aldığını vurgular (Hoca Sadeddin, C. II, s. 566). Modern dönemde ise Mehmet Bayraktar gibi isimler, Bidlîsî’yi “Türk-Kürt kardeşliğinin mimarı” olarak tanımlayarak, onun mezhepçi yönünü “devletin bekası için zaruri bir operasyon” parantezine alarak yumuşatır (Bayraktar, s. 3).

İdrîs-i Bidlîsî’nin Rolü: İdrîs-i Bidlîsî, sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda Yavuz Sultan Selim’in Doğu siyasetinin mimarlarından biridir. Akkoyunlu sarayından gelme tecrübesiyle, bölgedeki Kürt aşiretlerinin Osmanlı safına çekilmesinde diplomatik bir köprü görevi görmüştür. Eserde kendisinden sık sık “ben fakir”, “davetçi kul” olarak bahseder ve askeri harekatların öncesinde yapılan istişarelerde padişaha sunduğu raporları aktarır.

GERÇEK İDRÎS: OPERASYONEL BİR CELLAT VE FİŞLEMECİ

Oysa Selim Şah-Nâme’nin sayfalarını çevirdiğinizde karşınıza bir âlimden ziyade, düşman ilan ettiği topluluklara karşı nefret dili kusan bir propaganda memuru çıkar. Bidlîsî, eserinin daha giriş sayfalarından itibaren nefret diliyle kalemini sivriltir. Ona göre Anadolu’nun öz evlatları olan Türkmenler (Kızılbaşlar), birer insan değil, “mülhit”, “zındık”, “sapık” ve “köpektir”.

Kızılbaşlara Yönelik Bakış Açısı: Eserin dili, dönemin ideolojik ve dini çatışmasını yansıtacak şekilde oldukça serttir. Bidlîsî, Kızılbaşları (Safevi taraftarı Türkmenleri) “mülhit” (dinden çıkmış), “zındık”, “sapık” ve “şer ehli” olarak nitelendirir. Yapılan askeri operasyonları ve infazları bir “temizlik” ve “dinin ihyası” olarak meşrulaştırır.

Katliam ve Siyaset Eserde, Anadolu’da Safevi nüfuzunu kırmak amacıyla yapılan sistemli kıyımlar saklanmamakta; aksine bir devlet başarısı ve dini vecibe olarak sunulmaktadır. Özellikle Çaldıran Seferi öncesinde Anadolu’da yapılan “Kızılbaş teftişi” ve sonucunda gerçekleşen kitlesel katliamlar, dönemin hukuki altyapısı (fetvalar) ile birlikte detaylandırılır. Yazar (İdris-i Bitlisi), bu kitlesel ölümlerin “fitneyi kökünden kazımak” için gerekli olduğunu savunur.

Sistemli Fişleme: “Yedi Yaşından Yetmişine Kadar” Bidlîsî’nin en karanlık yüzü, katliamdan önceki “idari fişleme” sürecinde ortaya çıkar. Sayfa 168’deki şu satırlar, tarihin gördüğü en sistemli inanç kırımının delilidir:

“Padişahın şu hükmü yöneticiler adına gönderildi: Hiç beklemeden, her yörede Kızılbaş taifesinden kim varsa ve nerede bulunuyorsa, üç atasına dek bu Safeviye şeyhlerinin üç tabakasına inanan müritlerden iseler… yedi yaşından yetmişine kadar hepsini yazsınlar ve yüce divana arz etsinler.“

Bu, sadece bir sayım değil, bir imha listesi hazırlığıdır. Bidlîsî bu süreci büyük bir soğukkanlılıkla ve “dinin bir gereği” olarak takdim eder. “Yedi yaşından yetmişine kadar” ifadesi, kırımın masum çocukları da kapsadığının açık kanıtıdır.

 SAYFA 175: ‘KİN ORAĞI’ İLE 40 BİN KİŞİLİK BİLANÇO

İdrîs-i Bidlîsî hayranlarının “mübalağa” diyerek geçiştirmeye çalıştığı, ancak tarihin tozlu raflarından fırlayan o meşhur katliam itirafı 175. sayfada tüm çıplaklığıyla durmaktadır:

“Yazıcılar isimleri deftere kaydedince yaşlı ve gençlerden oluşan kayıtlıların sayısı kırk bin oldu… Bu öldürülenlerin sayısı hesaplanan kırk bini de aştı.“

Bidlîsî, bu katliamı meşrulaştırmak için kullandığı metaforla gerçek........

© Veryansın TV