menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fani tanrılar panayırı: İlkelere ihanetin ve toplumsal uyuşukluğun anatomisi

33 22
10.01.2026

Şahin Filiz yazdı…

Antik Yunan’ın karanlık labirentlerinden modern dünyanın ışıltılı meydanlarına kadar insanlığın en büyük trajedisi hep aynı olmuştur: Logos’un (aklın ve ilkenin) yerini, Mythos’un (efsanelerin ve putlaştırılan şahısların) alması.

MÖ 5. yüzyılda Atinalı devlet adamı Perikles, “Bizde kanunlar herkes için eşittir ama asıl olan kişilerin üstünlüğü değil, sistemin erdemidir” diyerek Batı medeniyetinin temeline “ilke” taşını koymuştu. Ne var ki insanoğlu, sırtındaki sorumluluğun ağırlığından kaçmak için her devirde kendine tapınacak bir “yeryüzü tanrısı” yaratma eğilimi göstermiştir. Roma Cumhuriyeti, kendi elleriyle yarattığı Sezar’ın “ilahlık” iddiaları altında can verirken, hukuk ve cumhuriyet değerleri fani bir bedenin ihtiraslarına kurban edilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi baş komutan ve büyük düşünce insanı Atatürk’tür. O, kendi şahsını ya da işaret ettiği herhangi bir insanı değil, Cumhuriyet’e hayat veren ilkeleri öne çıkarmış ne dinsel ne de dünyasal adamcılığa itibar etmemiştir. Bu nedenle kurucusu her ne kadar Atatürk olsa da Cumhuriyet ölümsüz ilkeler ve erdemler üzerine kurulmuş ve bu esaslar çerçevesinde her türlü ilkelliğe, adamcılığa, ilkesizliğe ve şeyhliğe şıhlığa karşı bir direnişin ifadesi olmuştur. Ne ki kendini “muhafazakâr” ilan eden bir kısım sağ, insanları din ve mezheplerine; bir kısım etnikçi, alt kimlik ve ırklara; bir kısım sol da iktidara “en yaman eleştiri” getirenlere “yılın Atatürkçüsü” veya “topuklu/topuksuz efe” sıfatı vererek göklere çıkarmakta; kendi türünden bir insanı tanrılaştırmaya kadar işi götürmektedir. Her grup, peşinden gitmekle kalmayacağı ve insan üstü sıfatlarla donattığı kendi tanrısını ne yapıp edip yaratmakta ve ona tapmak için yarışmaktadır. Bu toplumsal anomi ve sosyal psikolojik kargaşa içinde Cumhuriyet ilkeleri çiğnenmekte; tanrılaştırılanlara rakip görülüp yıpratılmaktadır. Hukuk çiğnenmekte, insanlar duyarsızlaşmakta ve ülke sosyo-politik ve sosyoekonomik çıkmazlara sürüklenmektedir. Tanrılaştırılan her insan günü gelip, “madem ki beni kendinizden üstün görüyorsunuz, o halde o partiden bu partiye, o fikirden bu fikire, ilkelilikten ilkesizliğe geçebilirim; göreviniz, bunu savrulma olarak değil, hikmet arayışım olarak kabul etmektir” itkisiyle, önceden savunduğu hiçbir ilkeyi, hukuku veya erdemi gözü görmemektedir. Toplum ve bireyler, “tanrılar”ının gözleri önünde tuzla buz oluşunu dehşet ve ibretle izleyip topyekûn bir çaresizliğe ve sonunda vurdumduymazlığa itilmektedir. Sevr hortlatılır, PKK terör örgütü güzellemeleri yapılır, bebek katili Apo baş tacı edilir, toprakları, havası, suyu, geleceği kirletilir ama içine yuvarlandığı bu çaresizlik ve uyuşukluk yüzünden, bu tehlikelerden hiç birini duyumsayamaz. Atatürk portresi altında Atatürk ilkeleri ve devrimleri etkisizleştirilir; İslam’ın en hassas kavramları altında uyuşturucudan hırsızlığa ve teröre göz kırpılır; farklı bir etnisite, bir saldırı ve terör silahı olarak kullanılır. Hepsi de ilkesizliği, tanrılaştırıp “keyfe ma yeşa” (kafasına göre) davranan........

© Veryansın TV