Baytar’ın kurmaca Dersim’i Cumhuriyet Tuncelisi’ne karşı

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Siverek ve Kahramanmaraş’ta katledilen Çocuklarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimle…

BİR KARŞI-DEVRİM OPERASYONUNUN ANATOMİSİ

Türkiye üzerinde oynanan kirli oyunların en büyük sermayelerinden biri, 1937-1938 Tunceli Harekâtı’nı bir “soykırım” gibi sunma gayretidir. Bu koroya göre Dersim; masum, kendi halinde, ibadetini yapan insanların katledildiği bir yerdir. Oysa bu kurgu, bizzat isyanın beyin takımında yer alan, “Kürdistan” hayalleriyle yanıp tutuşan Baytar Nuri’nin kendi yazdıklarıyla yerle bir olmaktadır. Nuri Dersimi’nin “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı eseri, aslında bir mağduriyet belgesi değil, bir ihanet itirafnamesidir.

Bugün Dersim üzerine “mağduriyet” edebiyatı yapanların en büyük dayanağı, bölgedeki aşiretlerin hiçbir siyasi emeli olmayan, sadece canını korumaya çalışan insanlar olduğu iddiasıdır. Oysa isyanın beyin takımındaki Baytar Nuri (Nuri Dersimi), hatıratında bunun tam aksini; devletin bölgeye getirmek istediği “uygarlık araçlarını” birer tehdit olarak gördüklerini açıkça itiraf eder.

UYGARLIK KARŞITLIĞI: YOL, KÖPRÜ VE OKUL DÜŞMANLIĞI

Cumhuriyet’in Tunceli (Dersim) bölgesine yönelik 1930’lardaki kalkınma planı; yol yapımı, köprü inşası, karakol tesisi ve okul açılmasını içeriyordu. Baytar Nuri’ye göre bunlar halka hizmet değil, “Kürtlüğün imhası” için atılan adımlardı. Nuri Dersimi, bu durumu kitabında şu sözlerle itiraf eder:

“Hükümet, Dersim’e girmek için evvela yollar ve köprüler inşasına başladı. Bu, aşiretlerin hürriyetine vurulan bir zincirdi. Bizler, bu yolların asıl amacının askerî harekâtı kolaylaştırmak olduğunu biliyorduk ve halkı bu inşaatlara karşı örgütledik.” 1

Gerçek şudur: Devlet, bölgedeki feodaliteyi (derebeyliğini) tasfiye edip vatandaşı doğrudan Cumhuriyet’e bağlamak istiyordu. Baytar Nuri ve arkasındaki aşiret reisleri (Seyyit Rıza dahil), yolun gittiği yere hukukun, okulun gittiği yere ise aydınlanmanın gideceğini bildikleri için; kendi “karanlık krallıklarını” korumak adına bu hizmetlere savaş açmışlardır.

‘DEVLETSİZ ALAN’ ARZUSU

Dersim meselesinin özü, bir “asayiş” ve “vergi” meselesidir. Baytar Nuri, aşiretlerin devlete vergi vermeyi ve asker göndermeyi reddetmesini “milli bir hak” gibi sunarken, aslında bölgenin bir “derebeylik” olarak kalmasını savunur:

“Dersim aşiretleri öteden beri ne vergi verirlerdi ne de askerlik yaparlardı. Türk hükümeti, ‘Mülki İdare’ adı altında bu imtiyazları kaldırmak istediğinde, aşiretler silahlarına sarılmak zorunda kaldılar.” 2

Bu itiraf, bugün anlatılan “devlet durup dururken saldırdı” tezini çökertir. Devlet, egemenliğini tesis etmek (vergi toplamak, yasayı uygulamak) istemiş; feodalite ise buna silahla yanıt vermiştir.

Dersim olaylarını “mazlum bir halkın hak arama mücadelesi” olarak pazarlayanların en çok gizlediği gerçek, isyanın dış bağlantılarıdır. Baytar Nuri’nin bizzat itiraf ettiği üzere; bu kalkışma, Türk devletinin en zayıf anını kollayan emperyalist güçlerle eşgüdümlü bir “ihanet projesi”dir.

HATAY MESELESİ VE ZAMANLAMA: ARKADAN HANÇERLEME

1937 yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Hatay’ı ana vatana katmak için diplomatik ve askeri bir satranç oynadığı yıldır. Tam bu dönemde Dersim’de silahların patlaması tesadüf değildir. Baytar Nuri, hatıratında bu zamanlamayı bilinçli bir “fırsat” olarak gördüklerini şöyle açıklar:

“Türkiye, Hatay meselesi yüzünden Fransa ile bir savaşa girme aşamasındaydı. Bu durum Kürdistan’ın istiklali için kaçırılmaz bir fırsattı. Biz de bu durumu değerlendirerek harekete geçtik.” 3

Bu itiraf, Dersim’in bir “mağduriyet” değil, Türkiye’nin en hayati milli davasında devleti içeriden çökertme girişimi olduğunu ispatlar.

DIŞ MÜDAHALEYE YALVARIŞ

İsyanın lider kadrosu, Türk ordusuna karşı koyamayacağını anlayınca yüzünü hemen Batı’ya dönmüştür. Bugün “yerli ve milli” bir dirençten bahsedenlerin aksine, Baytar Nuri yabancı devletlerin kapılarını nasıl aşındırdıklarını gururla anlatır. Seyyit Rıza adına yazılan (ve Baytar Nuri tarafından kaleme alınan) mektuplarla Avrupa devletlerinden askeri ve siyasi yardım istenmiştir. Mektubun altında “General Seyyit Rıza” imzası koymayı ihmal etmemiştir.

Nuri Dersimi, Milletler Cemiyeti’ne (bugünkü BM) gönderdikleri muhtıraları ve yabancı konsolosluklarla olan temaslarını şu sözlerle itiraf eder:

“Kürt milletinin davasını dünyaya duyurmak için her yere müracaat ettik. İngiltere ve Fransa’nın müdahalesini bekliyorduk. Onlara, Türkiye’nin barbarlık yaptığını ve Hıristiyan azınlıklar gibi bizim de korunmamız gerektiğini bildirdik.” 4

HOYBUN CEMİYETİ VE AYRILIKÇI İDEOLOJİ

Baytar Nuri, isyanın sadece yerel bir “aşiret tepkisi” olmadığını, Suriye merkezli kurulan ve Fransız istihbaratının kontrolünde olan ayrılıkçı Hoybun Cemiyeti ile nasıl bir koordinasyon içinde olduklarını açıkça yazar. Dersimi’ye göre, bölgedeki “Seyyitler” ve “Ağalar”, aslında bu büyük ayrılıkçı projenin yerel uygulayıcılarıdır.

Şimdi ortaya çıkan tablo şudur: Karşımızda devletine küsmüş masum köylüler değil; Fransız denetimindeki Suriye’den emir alan, Hatay davasını sabote etmeye çalışan ve yabancı orduları vatan toprağına davet eden bir “ihanet şebekesi” vardır.

KALKIŞMANIN SİLAHLI BAŞLANGICI

Dersim olaylarını bir “soykırım” veya “sebepsiz katliam” olarak niteleyenlerin en büyük yalanı, devletin durup dururken bölgeye operasyon başlattığı iddiasıdır. Oysa tarihsel gerçekler ve isyanın baş aktörü Baytar Nuri’nin itirafları, sürecin planlı bir terör eylemiyle başladığını kanıtlar.

PAH KÖPRÜSÜ’NÜN YAKILMASI

1937 yılının 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan gecesi (Nevruz gecesi), isyanın fitili bizzat ateşlenmiştir. Dersim aşiretleri, devletin ulaşım ağını kesmek amacıyla Pah Köprüsü’nü yakmış ve bölgedeki askeri karakollara eş zamanlı saldırılar düzenlemiştir.

Baytar Nuri, bu kanlı başlangıcı bir “kahramanlık” edasıyla şöyle itiraf eder:

“21 Mart gecesi, milli kurtuluş ateşi yakıldı. İlk hedef Pah Köprüsü’ydü. Köprü imha edildi ve bölgedeki Türk karakolları kuşatıldı. Askerler silahsızlandırıldı ve öldürüldü. Bu, Kürdistan’ın özgürlüğü için atılan ilk adımdı.” 5

Bu satırlar, devletin “keyfi bir operasyon” yapmadığını, aksine köprüsü yakılan, askeri pusuya düşürülen bir devletin meşru müdafaa hakkını kullandığını göstermektedir.

ŞEHİT EDİLEN ASKERLER VE ‘PUSU’ KÜLTÜRÜ

İsyanın ilk günlerinde, barışçıl çözüm yolları arayan veya sadece devriye görevi yapan Türk askerleri kalleşçe pusuya düşürülmüştür. Baytar Nuri, hatıratında Türk subaylarının ve erlerinin nasıl öldürüldüğünü anlatırken, bölgedeki aşiretlerin ne kadar “hazırlıklı” olduğunu da itiraf etmiş olur.

Nuri Dersimi, Seyyit Rıza’nın emriyle gerçekleştirilen baskınlarda şehit olan Türk askerlerini anlatırken hiçbir “insani” kaygı gütmez; aksine bunu stratejik bir başarı olarak niteler:

“Türk ordusunun müfrezeleri pusuya düşürüldü. Birçok subay ve asker imha edildi. Silahlarına el koyduk. Bu saldırılar, Ankara hükümetine Dersim’in boyun eğmeyeceğini gösteren birer ihtardı.” (Kürdistan Tarihinde Dersim, M. Nuri Dersimi, Halep, 1952, Sayfa Numarası: 276-278 (Özellikle 21 Mart 1937’deki köprü baskını ve sonrasındaki pusu faaliyetlerini anlattığı kısımlar).

‘DEVLET DURUP DURURKEN VURDU’ YALANININ ÇÖKÜŞÜ

Bugün “Dersim’de barışçıl bir yaşam vardı, devlet gelip bombaladı” diyenlerin karşısına dikilen en büyük belge, o dönem tutulan askeri raporlar ve Baytar Nuri’nin bu saldırganlık itiraflarıdır.

Genelkurmay belgelerinde, isyanın başlangıcında 33 askerin şehit edildiği, telefon hatlarının kesildiği ve bölgenin tam bir kaos alanına çevrildiği kayıtlıdır. 6 Baytar Nuri’nin de onayladığı üzere; isyancılar, devletin barışçıl tekliflerini (af ilanlarını ve silah bırakma çağrılarını) bir “zayıflık” olarak görmüş ve saldırılarını artırmışlardır.

‘PİR-İ FANİ’ MASKESİ VE FRANSIZ SİLAHLARI: LOJİSTİK İHANETİN HARİTASI

Dersim isyanını “kendi halinde bir halkın savunması” olarak göstermek isteyenlerin en büyük argümanı, Seyyit Rıza’nın 75 yaşında “masum bir derviş” olduğu imajıdır. Oysa Baytar Nuri, o “masum derviş” imajının altındaki profesyonel milis gücünü ve bu gücün dışarıdan nasıl beslendiğini sayfalarca anlatır.

SURİYE HATTI VE FRANSIZ SİLAHLARI

İsyanın lojistik merkezi, o dönem Fransız mandası altında olan Suriye idi. Baytar Nuri, isyancıların elindeki silahların menşei ve bu silahların bölgeye nasıl sokulduğu konusunda çarpıcı itiraflarda bulunur. Silahlar gökten zembille inmemiş, Fransız işgalindeki topraklardan organize bir şekilde taşınmıştır.

Nuri Dersimi, Fransızların bölgedeki ayrılıkçı harekete olan “müsamahasını” ve silah akışını şöyle itiraf eder:

“Suriye’deki Hoybun Cemiyeti aracılığıyla Fransız makamlarıyla temas halindeydik. Sınırdan Dersim’e silah ve mühimmat sevkiyatı yapmak için gizli yollar........

© Veryansın TV