Atatürk’süz ve kurmaca Türkçülük: Nihal Atsız ve ideolojik illizyonun sonu

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

İKİ TÜRKÇÜLÜK ARASINDAKİ UÇURUM

Türkiye’de her yıl 3 Mayıs, “Türkçülük Günü” adı altında bir anma ve kutlama törenine dönüştürülmektedir. Ancak bu tarihin sembol ismi Nihal Atsız ve temsil ettiği ideoloji mercek altına alındığında, karşımıza Türk milletinin birleştirici gücü olan Atatürkçülük ile taban tabana zıt, dışlayıcı ve “kurmaca” bir yapı çıkmaktadır. Bu “kurmaca Türkçülük”, Atatürk’ü ve onun ırkçılığın ötesine taşıdığı kapsayıcı ideolojiyi tasfiye etmeyi amaçlayan siyasi bir maniveladır.

Gerçek Türkçülük, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla ete kemiğe bürünmüş; 29 Ekim 1933’te ise Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” vecizesiyle evrensel ve kültürel bir tanıma kavuşmuştur. Atsız’ın başını çektiği ekol ise, bu kucaklayıcı milliyetçiliği reddederek, yerine Nazi hayranlığıyla beslenen, ardından Amerikan pragmatizmine eklemlenen  ırkçılığadar bir milliyetçiliği ikame etmiştir. Mete Aksoy’un (2015), Nihal Atsız’ın Atatürk’e yönelik tutumunu Rıza Nur etkisiyle sınırlı bir “geçici öfke” veya “mizaç çatışması” olarak sunması, Atsız’ın ideolojik külliyatıyla taban tabana zıttır. Atsız’ın Türkçülüğü, Atatürk’ün ilkelerine yönelik sistemli bir reddiyedir.

3 MAYIS EFSANESİ VE BİYOLOJİK IRKÇILIĞIN KARANLIĞI

3 Mayıs 1944, iddia edildiği gibi Türk dünyasının uyanış günü değil; İkinci Dünya Savaşı konjonktüründe Nazi Almanyası’nın Türkiye’deki destekçilerinin yargılandığı, devletin bekası için yapılan bir müdahalenin tarihidir. Bu tarih, Atatürk’ün 1933’te belirlediği milli çizgiden sapmanın sembolüdür. Atsız ve ekibi, Atatürk’ün Türk tarihini saraylardan alıp millete teslim etmesini (Türk Tarih Tezi) hiçbir zaman hazmedememiş, aksine bu ilerici adımı “soysuzlaşma” olarak nitelendirmişlerdir (Atsız, 1970).

Atsız’ın Atatürk’e yönelik en ağır saldırıları, onun “kapsayıcı Türk” tanımına olan nefretinden kaynaklanır. Atatürk, Türk kimliğini “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” (Atatürk, 1930) diyerek sosyolojik ve hukuki bir zemine oturtmuştur. Oysa Atsız için bu, antropolojik bir laboratuvar malzemesidir. Atsız’a göre Türklük, sadece kanla ölçülen biyolojik bir olgudur: “Türk milliyetçiliği bir inanç işi olduğu kadar da bir kan meselesidir… Türk kanı taşımayanların Türkçülük yapmaya kalkması, bir yabancının aile içine girerek o ailenin işlerine karışması kadar gülünç ve tehlikelidir” (Atsız, 1947, s. 4). Bu bağlamda 3 Mayıs, Atatürk’ün Türkçülüğüne karşı başlatılan “etnik ayrıştırma” operasyonunun ilk ciddi provasıdır.

‘DALKAVUKLAR GECESİ’: BİR HİCİV Mİ, BİR İTİBAR SUİKASTI MI?

Nihal Atsız’ın Cumhuriyet felsefesine bakışı sadece eleştirel değil, yıkıcıdır. 1939 yılında kaleme aldığı Dalkavuklar Gecesi adlı alegorik eseri, aslında doğrudan Atatürk ve çevresindeki kurucu kadroyu hedef alan bir hakaret metnidir. Romanda Hititler dönemini anlatır gibi yaparak, Cumhuriyet’in modernleşme adımlarını “dalkavukluk” ve “kültürel ihanet” olarak betimlemiştir. Mete Aksoy, bu romanda Atsız’ın........

© Veryansın TV