‘Eşit yurttaşlık’ yalanı, PKK-Hizbullah kıskacı ve hedefteki Türk milleti

Siyaset sahnemizde, birbirine taban tabana zıt gibi görünen, sabah akşam ekranlarda birbirlerine en ağır ithamlarla saldıran partilerin, söz konusu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini tartışmaya açmak olduğunda  nasıl da “tek vücut” olduklarına bir kez daha şahitlik ediyoruz.

AKP, MHP, CHP ve DEM Parti oylarıyla, firesiz bir şekilde kabul edilerek kamuoyuna ilan edilen o malum “Açılım Raporu”, Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçmeye adaydır. Ekran önünde kayıkçı kavgası yapanların, kapalı kapılar ardında “barış, demokrasi ve özgürlük” gibi ulvi kavramların içini boşaltarak uzlaştıkları bu metin, basit ve teknik bir “Meclis uzlaşısı” falan değildir. Bu rapor; Türkiye’yi yıllarca kan gölüne çeviren, on binlerce vatan evladının canına kıyan PKK terörüne anayasal bir zırh giydirme, ona meşru bir siyasi alan açma ve kanlı örgütü “müzakere edilebilir bir siyaset öznesi” konumuna yükseltme projesinin ta kendisidir.

İHANETİN KOMİSYON ONAYLI VESİKASI: 30 HURDA KALEŞNİKOF TİYATROSU

Adına “silah bırakma” senaryosu dedikleri bu yeni tiyatronun perdesi, aklımızla alay edercesine açılmıştır. PKK terör örgütünün göstermelik olarak yaktığı “30 kaleşnikof”a karşılık, Cumhuriyet’in temel sütunları pazarlık masasına sürülmüştür. Yakılan o birkaç hurda silah, terör örgütünün devlete teslim olması demek değildir; aksine örgütün siyasi kanadının devletin kalbine, hukukun içine ve anayasal düzene sızması için elde ettiği devasa bir manevra alanının diyetidir.

Unutulmamalıdır ki terör; sadece üniter milli devlete veya Türk halkına değil, evrensel anlamda insan hayatına, insanlığa ve medeniyete kasteden hastalıklı bir yapının adıdır. Cinayet şebekeleriyle “barış” yapılmaz; cinayet şebekeleri ancak hukuk ve devlet ciddiyetiyle tasfiye edilir. Ne var ki, yeni ihanet açılımıyla birlikte, Kürtçenin Türkçe ile birlikte resmi dil olarak kabul edilmesi tartışmaları ısıtılmakta, suç makinesi teröristler için “hukuki düzenlemeler” (affın kibarcası) müzakere edilmekte ve daha da vahimi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini teminat altına alan ilk dört madde ile birlikte, 66., 42. ve 10. maddeler tartışmaya açılmaktadır.

EŞİT YURTTAŞLIK YALANI VE 10. MADDE GERÇEĞİ

Anayasamızın 10. Maddesi son derece nettir ve adeta Cumhuriyet’in eşitlik manifestosudur: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

Bu madde, vatandaşlığı tanımlayan 66. Madde ile birlikte okunduğunda; Türkiye’de kanun önünde eşitsiz, devlete memur, yönetici, asker veya sivil bürokrat olamayan, oy hakkı elinden alınmış, mahkemelerde ikinci sınıf muamele gören hiçbir zümre, sınıf veya etnik grup olmadığını ispatlar. Bir vatandaşın doğduğu bölge, konuştuğu anadil veya inandığı mezhep yüzünden devletin sunduğu herhangi bir haktan mahrum bırakılması hukuken de fiilen de söz konusu değildir.

Hal böyleyken emperyalizmin laboratuvarlarında üretilen, Batılı düşünce kuruluşlarının raporlarıyla cilalanan ve içerideki mütareke basını eliyle Türk siyasetine zerk edilen “Eşit Yurttaşlık” kavramı koca bir yalandır. Kulağa son derece masum ve demokratik bir talepmiş gibi fısıldanan bu kavram, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbine saplanmak üzere özenle zehirlenmiş bir Truva Atı’dır.

Çok açık ifade edelim: Onların........

© Veryansın TV