menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Namlunun ucundaki uzmanlar

27 0
28.06.2026

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Namlunun ucunda yalnızca sahadaki tehditle karşı karşıya kalan asker yoktur. O namlunun ucunda; yıllarca üs bölgesinde, hudut hattında, arazide, mağara ağzında, konvoyda, nöbette ve sınır ötesi harekât alanında görev yapan uzman erbaşın eşi, çocuğu, kirası, tayini, sözleşmesi, sağlığı, emekliliği ve meslek sonrası belirsiz geleceği de vardır.

Uzman erbaşların sorunları maaş, lojman veya özlük hakkı meselesinin ötesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin profesyonel insan gücünü, moralini, kurumsal hafızasını, seferberlik hazırlığını ve millî savunmanın sürdürülebilirliğini doğrudan ilgilendiren bir husustur.

Bugün profesyonel ordu denildiğinde çoğu zaman akla modern silah sistemleri, İHA’lar, SİHA’lar, akıllı mühimmatlar, yeni nesil zırhlı araçlar ve elektronik harp kabiliyetleri geliyor. Elbette bunların hepsi önemlidir. Fakat unutulmaması gereken basit bir gerçek vardır: Bir silah sisteminin gerçek gücü, onu kullanan insanın niteliği kadardır. Sahada profesyonel ordu istiyorsak, o profesyonel yükü taşıyan insanların hayatını amatörce yönetemeyiz.

Bu noktada, yanlış anlaşılmayı önlemek için kısa bir kavram ayrımı yapmak gerekir. Uzman erbaşlık; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin erbaş kadrolarında uzman onbaşı ve uzman çavuş olarak görev yapan personel statüsüdür. Bunun yanında 6191 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen ayrı bir sözleşmeli personel yapısı daha vardır: kanundaki ifadeyle sözleşmeli erbaş ve erler, uygulamadaki yaygın kullanımıyla sözleşmeli erler.

Statüleri ve kanunları farklı olabilir; fakat sahada taşıdıkları yük, aile hayatında yaşadıkları zorluklar, sözleşme sonrası belirsizlikler ve sosyal haklara ilişkin sorunları büyük ölçüde aynı zeminde birleşmektedir. Devlet, sahada ihtiyaç duyduğu profesyonel insan gücüne kalıcı, adil, öngörülebilir ve aile hayatını da koruyan bir personel rejimi kurmakta yetersiz kalmıştır.

SAHAYA SINANARAK ÇIKMAK

Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında görev yaptığım dönemde, uzman erbaşların komando kurslarındaki eğitim süreçlerine yakından şahit oldum.

Oraya gelen personel, yaklaşık dört ay süren ağır bir eğitimden geçer. Bu eğitim yalnızca koşmak, sürünmek, tırmanmak, atış yapmak, gece yürümek, soğuğa, sıcağa, açlığa ve uykusuzluğa dayanmak değildir. Bu eğitim; irade, sabır, disiplin, araziye uyum, emir-komuta anlayışı, takım ruhu ve hayatta kalma eğitimidir. O kursu bitiren bir uzman erbaş, sahaya terleyerek, yorularak ve sınanarak gider.

Sonra da Tunceli’ye, Hakkâri’ye, Şırnak’a, Diyarbakır’a, Ağrı’ya, Kars’a, Irak kuzeyine, Suriye kuzeyine, bir komando tugayına, bir hudut birliğine, bir üs bölgesine gider.

Yani devlet bu personele en zor görevi verir. Burada asıl sorulması gereken soru şudur:

En zor görevi verdiğimiz insana, en kırılgan hayat düzenini reva görebilir miyiz?

TAYİN EMRİ DEĞİŞİYOR, HAYAT DEĞİŞMİYOR

Uzman erbaşların en önemli sorunlarından biri tayin ve kaydırma birlik gerçeğidir.

Normal şartlarda personel, belli sürelerle sıralı hizmet garnizonlarında (doğu görevi) görev yapar; ardından batı garnizonlarına atanır, böylece hem kendisi hem ailesi bir nebze nefes alır. Fakat son yıllarda Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde icra edilen harekâtlar nedeniyle batıdaki birçok komando birliği de harekât alanlarına kaydırılmış durumdadır.

Bunun sonucu şudur: Bir uzman erbaş, kâğıt üzerinde batıya tayin edilmiş görünür. Fakat atandığı birlik de kaydırma birlik olarak yeniden sınır hattına veya sınır ötesine gönderilmişse, o personelin hayatında değişen tek şey bazen üniformasındaki tugay peçi olur.

Ailesi yine bekler. Çocuğu yine babasını uzaktan tanır.

Personel yine üs bölgesinde, soğukta, sıcakta, tehdit altında görev yapmaya devam eder. Sürekli harekât alanında kalmak, yalnızca personelin bedenen yorulması anlamına gelmez. Uzayan görev süreleri; dikkat dağınıklığına, refleks zayıflamasına, hatalı kararlara, tahammül eşiğinin düşmesine ve zamanla mesleki motivasyonun aşınmasına neden olabilir. Bu yıpranma, bireysel bir sorun gibi görünse de doğrudan birlik etkinliğini, görev emniyetini ve harekât kabiliyetini etkiler. Çünkü dinlenmeyen, yenilenmeyen ve ailesiyle sağlıklı bağ kuramayan personelin sahadaki direnci de zamanla zayıflar.

Çözüm; tayin sisteminin sadece birlik ihtiyacına göre değil, personelin toplam harekât yükü, aile durumu, çocukların eğitimi ve psikolojik yıpranma düzeyi dikkate alınarak yeniden planlanmalıdır. Boş kadroların nitelikli personel ile doldurulması ve birliklerin 0 kadroya ulaştırılarak etkinliklerinin artırılması tasarlanmalıdır. Görev alanları gözden geçirilerek sıklet merkezi prensibine göre önceliklendirilmesi ve azaltılması düşünülmelidir. Bu sayede batı garnizonlarındaki birliklerin yerlerinde kalarak; dinlenme, yenilenme, eğitim tazeleme ve yeniden teşkilatlanma faaliyetlerine imkân yaratılmalıdır.

SAHANIN YÜKÜ YUVANIN ÜSTÜNDE

Uzun süreli görevler, sık tayinler ve belirsiz dönüş tarihleri, uzman erbaş ailelerini doğrudan etkilemektedir.

Eşler uzun süre yalnız kalır. Çocuklar babasını aylarca göremez. Bazı çocuklar okulun ilk gününe babası yanında olmadan başlar; karne gününü, veli toplantısını, doğum gününü hep aynı eksiklik duygusuyla yaşar.

Bu tablo aile içi iletişimi zayıflatır, eşler arasındaki dayanışmayı zorlar, çocuklarda güven duygusunu sarsar. Sık yer değiştiren ailelerde çocukların okul düzeni bozulur;........

© Veryansın TV