Ahmet Müfit yazdı…

“Piyasa beklentilerine uygun olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirilen Mehmet Şimşek’in devir teslim törenindeki sözleri, piyasacıları oldukça heyecanlandırmış durumda. Piyasa televizyonlarının, araya da birkaç İngilizce kelime sıkıştırınca kendini çok derin bilgiler veriyor zanneden sabah sunucuları ve bir kısmı akademik unvanlı misafiri memnuniyetlerini belirttikten sonra, bu 180 derecelik politika dönüşünün gerçekliğine/kalıcılığına ilişkin kaygılarını dile getirmeyi el altından da, yoksa batarsınız diyerek tehdit etmeyi de ihmal etmediler.

Bu yazıda, öncelikle “piyasa nedir” sorusunu yanıtlayıp, sonrasında Şimşek’in “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Kurala dayalı, öngörülebilir bir Türkiye ekonomisi, özlenen refaha ulaşmamızda anahtar olacaktır. Küresel zorlukların, jeopolitik gerginliklerin arttığı bir konjonktürde, kurumsal kalite ve kapasitemizi güçlendirerek makro finansal istikrarı önceliklendireceğiz” şeklindeki sözlerinin ne anlama geldiğini, bu sözlerle kimlere mesaj verildiğini tartışacağım.

“Piyasa nedir” sorusunun yanıtını vererek başlayayım. En genel haliyle “piyasa” kavramını, “Talep ettikleri mal ve hizmetler karşılığında para vermek isteyen alıcılarla, para karşılığında mal ve hizmet sunmak isteyen satıcıların buluştukları yer” ya da “arz ile talebin buluştuğu yer” olarak tanımlamak mümkünse de, konumuz itibarıyla memnuniyetini ya da memnuniyetsizliğini konuştuğumuz yer, somut bir mal ya da hizmetin değil, karşılığı ya da değeri, türev finansal enstrümanlar ve kontrolden çıkmış/şişirilmiş Merkez Bankası bilançoları nedeniyle günümüzde oldukça tartışmalı mali piyasalar (para ve sermaye piyasaları), ülkenin yabancı paraya bağımlılığı had safhaya ulaştığı için, daha da özelde, bir yıldan az vadeli borç alıp verme işlemlerinin yapıldığı, Para Piyasaları.

Konu, paranın borç olarak alınıp satılması olunca, akla gelen ilk iki parametre bu alış verişin hangi vade ve faiz oranıyla gerçekleştirileceği, borcu hangi maliyetlere, koşullara katlanarak alacağınız oluyor doğal olarak. Bunu belirleyen şey ise para verenlerin/satanların koyduğu kurallar/parametreler yani esas alınarak belirlenen kredi notunuz ve risk priminiz (CDS).

Mehmet Şimşek’in, devir teslim töreninde yaptığı, yazımızın başında sizlere aktardığımız piyasacılarca heyecanla alkışlanan, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Kurala dayalı, öngörülebilir bir Türkiye ekonomisi, özlenen refaha ulaşmamızda anahtar olacaktır” şeklindeki, gerçek ekonomiyle yani vatandaşın içinde bulunduğu koşullarla, üretim ve istihdamla ilgili değil, doğrudan ülkeye yeniden borç para girişinin sağlanması ile ilgili sözlerinin anlamı tam da bu noktada, nedir “rasyonellik” ve kimler açısından “öngörülebilir olma” diye sorduğunuzda netleşiyor.

Bu iki sorunun yanıtını, Maliye Hesap Uzmanları Vakfı’nın önceki gün İstanbul’da düzenlediği “Yakın Gelecekte Dünya ve Türkiye” panelinde konuşan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Öğretim Üyesi Daron Acemoğlu ve Johns Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Dr. Steve Hanke veriyor.

Acemoğlu; “Türkiye kısa vadedeki sorunları çözmek için doğru kararlar vermeli. Öncelikle enflasyon çok büyük problem. Bunu çözmek için para politikaları doğru bir hale getirilmeli. Bunun için 180 derece dönüşüm gerekiyor. Türkiye’de hem şirketlerin hem de bankaların bilançoları iyi değil. Bunun için de kaynak gerekiyor. Seçim ekonomisi uygulamalarından önce başlayan seçim ekonomisiyle artan devletin bütçe açığının kapatılması lazım. Ve bunun için de kaynak lazım. Türkiye’nin iç ve dış yatırımcılara para politikası ile ilgili güven vermesi lazım. Bu şekilde çok pahalı olmayan kaynakların çok kısa sürede gelmesi gerekli. Türkiye bütçe açığını ve bilanço problemlerini çözmeli “ diyerek, Mehmet Şimşek’in ifade ettiği “rasyonalitenin” ne olduğunu, kimler için öngörülebilir olunması gerektiğini oldukça net olarak ifade etmiş.

Johns Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Dr. Steve Hanke çok daha açık konuşmuş. Türkiye’deki sorunların hepsinin kurumsal olduğunu belirten Hanke, “Buradaki ihtiyaç özellikle siyasetçileri deli gömleğine yönlendirmek. Faiz konusunda Türkiye’ye bir çapa belirlememiz lazım. Dolar da Avro da bir çapa olabilir. Yumuşak bir bütçe kısıtlaması olabilir. Kurumları disipline sokmak gerekiyor. Tüm siyasetçilere deli gömleği giydireceğiz” diyerek, kurallar derken kastedilenin, görünürde siyasetçinin ama son tahlilde geleceğine müdahil olma konusunda yegane inisiyatif kullanabilme olanağını siyasi partiler aracılığıyla bulabilen sıradan insanın, siyasetin özünü oluşturan ekonomiye ilişkin tercih ve seçim olanaklarını göstermelik birkaç insiyatif dışında kısıtlamak, deli gömleği giydirerek elinden almak olduğunu çok net ifade ediyor.

İşin onlar açısından komik, bizler açısındansa trajikomik yanı, siyasetin yani sıradan insanların karışmadığı/karışamayacağı, söz sahibi olamadığı/olamayacağı, kendileri gibi hangi ülke vatandaşı olduğu önemli olmayan, yani aldığı kararların sonuçlarından etkilenmeyecek “uzmanların/piyasanın” parametrelerini belirlediği, uyguladığı ve denetlediği bir siyasi-idari-ekonomik yapılanmanın, daha “yetkin bir demokrasi” anlamına geleceğini açıkça söylüyor olmaları.

Kişisel olarak bu demokrasi tanımının, pek de demokrasiye benzemediğini, halkın iradesinin, kendi kendini yönetme hakkının göstermelik hale getirilerek, elinden alındığı, piyasaya/Davos benzeri platformlarda, küresel finans kuruluşlarında yetiştirilen, küresel siyasi elitlere devredildiği bu yapının, demokrasiden çok küresel bir oligarşi olacağını söylemeliyim.

Bu noktada, sorulması gereken iki önemli soru var. Birincisi, siyasetin elinden ekonomiye ilişkin karar yetkisini alırsanız geriye nasıl bir siyaset alanının ve siyasetçi tipolojisinin kalacağı. İkinci soru ise böyle bir siyasi/ekonomik yapının, neoliberalizmin en süslü ve içi boş kavramlarından biriyle ifade edersek, siyaseten ve toplumsal olarak “sürdürülebilir” olup olamayacağı.

Etrafınıza, dünyaya bakın yanıtı göreceksiniz.

https://twitter.com/i/status/1663923100864372737

https://tr.euronews.com/2023/06/04/mehmet-simsekten-ilk-aciklama-rasyonel-bir-zemine-donme-disinda-secenek-kalmamistir

https://www.dunya.com/ekonomi/turkiyede-kurumlar-yeniden-guclendirilmeli-haberi-695373 https://www.sozcu.com.tr/2023/ekonomi/daron-acemoglu-turkiyede-kurumsal-bir-cokus-var-7703551/amp/

https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/ilk-sinav-ekonomi-kurumsal-cokus-var-2087459

https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/bakan-simsek-turkiyede-kureselci-milliyetci-savasi-yasaniyor-506756

QOSHE - Seçimin kazananı, şu an itibarıyla ‘piyasa oldu’… Ya sonrası? - Ahmet Müfit
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Seçimin kazananı, şu an itibarıyla ‘piyasa oldu’… Ya sonrası?

4 0
05.06.2023

Ahmet Müfit yazdı…

“Piyasa beklentilerine uygun olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirilen Mehmet Şimşek’in devir teslim törenindeki sözleri, piyasacıları oldukça heyecanlandırmış durumda. Piyasa televizyonlarının, araya da birkaç İngilizce kelime sıkıştırınca kendini çok derin bilgiler veriyor zanneden sabah sunucuları ve bir kısmı akademik unvanlı misafiri memnuniyetlerini belirttikten sonra, bu 180 derecelik politika dönüşünün gerçekliğine/kalıcılığına ilişkin kaygılarını dile getirmeyi el altından da, yoksa batarsınız diyerek tehdit etmeyi de ihmal etmediler.

Bu yazıda, öncelikle “piyasa nedir” sorusunu yanıtlayıp, sonrasında Şimşek’in “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Kurala dayalı, öngörülebilir bir Türkiye ekonomisi, özlenen refaha ulaşmamızda anahtar olacaktır. Küresel zorlukların, jeopolitik gerginliklerin arttığı bir konjonktürde, kurumsal kalite ve kapasitemizi güçlendirerek makro finansal istikrarı önceliklendireceğiz” şeklindeki sözlerinin ne anlama geldiğini, bu sözlerle kimlere mesaj verildiğini tartışacağım.

“Piyasa nedir” sorusunun yanıtını vererek başlayayım. En genel haliyle “piyasa” kavramını, “Talep ettikleri mal ve hizmetler karşılığında para vermek isteyen alıcılarla, para karşılığında mal ve hizmet sunmak isteyen satıcıların buluştukları yer” ya da “arz ile talebin buluştuğu yer” olarak tanımlamak mümkünse de, konumuz itibarıyla memnuniyetini ya da memnuniyetsizliğini konuştuğumuz yer, somut bir mal ya da hizmetin değil, karşılığı ya da değeri, türev finansal enstrümanlar ve kontrolden çıkmış/şişirilmiş Merkez Bankası bilançoları nedeniyle günümüzde oldukça tartışmalı mali piyasalar (para ve sermaye piyasaları), ülkenin yabancı paraya bağımlılığı had safhaya ulaştığı için, daha da özelde, bir yıldan az vadeli borç alıp verme işlemlerinin yapıldığı, Para Piyasaları.

Konu, paranın borç olarak alınıp satılması olunca, akla gelen ilk iki parametre bu alış verişin hangi vade ve faiz oranıyla gerçekleştirileceği, borcu hangi maliyetlere, koşullara katlanarak alacağınız oluyor doğal olarak. Bunu belirleyen şey ise para verenlerin/satanların koyduğu kurallar/parametreler yani esas........

© Veryansın TV


Get it on Google Play