Bloomberg, ödeme sistemleri üzerinden başlattığı tartışma, gerçekte neyi amaçlıyor?

Bloomberg’in, Trump’ın “geniş kapsamlı bir ekonomik ortaklık çerçevesinde dolar cinsinden ödemelere geri dönme teklifi üzerine yapıldığı iddia edilen, Kremlin’in konuyla ilgili iç yazışmasına dayandığını iddia ettiği özel haberine göre, Rusya ekonomisini dolardan arındırma niyetinden vazgeçerek ABD doları bazlı ödeme sistemine geri dönmeyi düşünüyormuş. Söz konusu habere göre, Bloomberg tarafından incelenen Kremlin iç yazışması, ABD ve Rusya arasında potansiyel yakınlaşma alanlarını özetliyor; bunlar arasında Rusya’nın ABD doları bazlı ödeme sistemine geri dönmesi, ortak petrol ve doğalgaz girişimleri, kritik hammaddeler konusunda iş birliği, yapay zeka bağlantılı girişimler de dahil olmak üzere nükleer enerji iş birliği ve ABD firmalarının Rusya’ya yeniden girişine yönelik tercihli koşullar yer alıyor. https://www.bloomberg.com/news/articles/2026-02-12/russia-memo-sees-return-to-dollar-system-in-pitch-made-for-trump

Haberin ya da makalenin devamında, bu olasılığın gerçekleşmesinin ancak, ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımları kaldırması ve ABD doları işlemlerine erişimi yeniden sağlaması ile mümkün olabileceği, böyle bir gelişmenin Rusya’nın ödemeler dengesini ve döviz piyasalarını istikrara kavuşturacağı, ABD için ise bunun en önemli sonucunun, ABD dolarının rezerv para birimi hakimiyetinin yeniden güçlenmesi yanı sıra Çin ve Rusya arasındaki stratejik birlikteliğin bozulması, sonuç olarak ABD’nin küresel hakimiyetinin korunmasını sağlayacağı iddia edilirken, söz konusu iç yazışma üzerine görüş bildiren Batılı Yetkililerin, Kremlin’in, Rusya’nın savaş ekonomisi için bileşen tedarikinde kritik rol oynayan Çin’den uzaklaşacağına şüpheyle baktıkları yani Ukrayna Savaşı sürdüğü müddetçe böyle bir olasılığın gerçekleşmesinin oldukça zayıf olduğu, Trump’ın, savaşın bitmesi yönlü “çabalarının” bu amaçla olduğu algısı güçlendirilecek şekilde ifade ediliyor.

Dolar hakimiyetine dayalı olarak dünyanın tüm ülkelerini ve insanlarını kendilerine bağımlı hale getiren ABD emperyalizminin ya da ABD İmparatorluk Projesinin, Pentagonla birlikte en büyük savaş gücü olan “küresel değişim ve rezerv biriktirme aracı doların” gerçek sahibi ve görünen gücü “küresel ölçekte faaliyet gösteren para satıcılarının” yatırım bankaları, fonlar, vb. ile bunların bölgesel ve yerel ayakçısı şirketlerin bu haber sonrası oldukça mutlu olduklarını, doların gücünü gösteren ABD Dolar Endeksinin, bu haber sonrasında yükseldiğini, 96,74’den 97.00 seviyesine geldiğini de ilave edelim.

İlk başta önemsiz görünen ama gerçekte son 20 yıla yaklaşan sürede dolar ve doların küresel hakimiyeti sayesinde var olan Pentagon’un güç kaybettiği bir süreci, tersine çevirecek olmasa da yavaşlatabilecek bir “gelişmeden” ya da bu yönde bir gelişme olduğu algısını yaratmayı amaçlayan bir manipülasyondan bahsediyoruz aslında ve bu “durum”, bu konunun ayrıntılı bir analizinin yapılmasını zorunlu kılıyor.

Konuyla ilgili hemen akla gelen ve konuyu doğru analiz etmemizi sağlayacak sorular şunlar.

1. Daha 5 yıl önce, bir anda küresel ödeme sisteminin dışına atılıp, geçen sürede, bu sistemin şantajcı niteliğine karşı bağımsız ödeme alternatiflerini geliştirmek zorunda kalan ve BRİCS ülkelerinin de katkısıyla, zor da olsa olumlu bir noktaya gelen Rusya’nın tüm yaptıklarını sıfırlayacak, ABD’nin baş düşmanı Çin’i göreli olarak güçsüzleştirerek, 2022’de bu şantajın/kopuşun nedeni olan ABD’yi güçlendirecek bir seçeneği yeniden gündeme almasını öngören bu teklifin yapıldığı doğru mudur?

2. Doğruysa, bu yazışma Kremlin içerisinde kimler tarafından dışarı (Neoliberal Küreselleşmeci Dünya Düzeni Projesinin en önemli propaganda ve manipülasyon araçlarından biri olan Bloomberg’e) sızdırılmıştır?

3. En önemli soru ise bu sızdırmanın kimin işine yarayacağıdır.

Konuyla ilgili olarak an itibarıyla ve Cenevre’de yapılacak ABD, Ukrayna, Rusya üçlü görüşmesinin hemen öncesinde Rusya’dan gelen tek açıklama, Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov’un, hiçbir ülkenin dolar kullanmaktan kendi isteğiyle vazgeçmiş olmadığını, sorunun, ABD’nin, beğenmediği ülkelerin dolar kullanma hakkını keyfi kararlarla sınırlamış olmasından kaynaklandığını ve bu ülkelerin de doğal olarak alternatif ödeme yöntemleri oluşturarak kullandıklarını ifade etmesi söz konusu sızıntıyı yalanlamaması, aslında bu güne gelinmesinin de sorumlusu olan neoliberal küreselleşmeci ideoloji ile bir sorunları olmadığını açıklaması oldu. Böyle yaparak yani işlerin bu noktaya gelmesinin sorumlusu ben değilim diyerek, sorumlunun, doları ve tekelindeki ödeme sistemlerini silah olarak kullananın ABD ve genel olarak batı olduğunu da ifade etmiş oldu ki bunun, haberde yer aldığı şekliyle Dolar bazlı ödeme sistemlerine dönülmesinin tartışıldığı anlamına gelmediği açıktır ve bu yanıtın, bu tür sorular karşısında Rusya’nın daha önce de ve en üst düzeyde ifade ettiği görüşlerle tutarlı olduğunu da ilave edelim. Hal böyle olunca, söz konusu yazışmanın hemen Ukrayna görüşmeleri öncesi sızdırılmasının, Rusya’yla savaşı, neredeyse tek bir Ukraynalı kalmayıncaya kadar sürdürmekte kararlı, Davos Mahsulü AB ve NATO yönetimini memnun edeceğini, dolayısıyla onlar kaynaklı olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etmekte yarar var. Haberin ve haberde yer alan “bilginin”, Neoliberal Küreselleşmeci Dünya Düzeninin ne pahasına olursa olsun sürdürülmesi yanlısı çizgisiyle tanınan ve bu konularda doğruluğu oldukça tartışmalı haber ve yorumlara yer veren Bloomberg kaynaklı olması da, bu noktada şüpheleri artırır nitelikte.

Ancak farklı bir şekilde, haberin kaynağının bizatihi, Venezuela, Küba ve şu an onlar kadar gündemde olmadıkları için saymadığım ülkeler üzerindeki insanlık dışı baskı ve saldırılarını sürdürebilmek, İran’a saldırabilmek için Çin ve Rusya arasında ayrılık noktaları oluşturup, birlikte hareket yeteneklerini azaltmayı amaçlayan, Kafkasya’daki Rusya’yı çevreleme operasyonlarını Azerbaycan ve Ermenistan ve Türki Cumhuriyetleri eksenli olarak sürdüren ve bu konuda Rusya’nın tepkisini azaltmayı amaçlayan ABD Yönetimi olduğunu düşünmek de olası.

Sonuç olarak ve aslında sızdıranın kim olduğundan bağımsız olarak, bu haberin ortaya bıraktığı en önemli soru, bu sızdırmanın, dünya güç dengelerinde ve dengeleri oluşturan ittifaklar bünyesinde (Rusya-Çin, ABD-AB-NATO, AB-Çin ve ABD-Rusya ekseninde) yaşanacak ve mevcut gidişin yönünü tümden değiştirecek, bu eksenlerin ikinci, üçüncü derece (yerel, bölgesel) bağlaşıklarını yani bizim gibi ülkeleri de kapsayacak ve sızdıranın amacına hizmet edecek şekilde bir değişikliğe yol açıp açmayacağı.

Sömürgeci/emperyal hayaller üzerine inşa edilen ve bu olanaksız hedefe ulaşmanın yolu olarak kısa vadeli avantajlar kazanmayı önceleyen bir pragmatizmin, esas olarak Batı cephesinin tüm önde gelen aktörleri tarafından benimsenen temel siyasi davranış şekli haline geldiği ve bu uğurda nice müttefikin kolayca feda edildiğine yakın zamanda tanık olduğumuz bir ortamda, daha önce de defalarca olduğu gibi, öznesinde insanın olmadığı, ama güce sahip olmak adına insanların ülkelerinden, kimliklerinden, aidiyetlerinden bağımsız olarak cömertçe feda edilebileceği bir döneme hıza girmekte olduğumuzu, finans ve teknoloji sektörünün oyuncağı olmuş politikacıların yönlendirdiği bu sürecin sonucunda oluşacak dünyanın, hali hazırda göründüğü şekliyle çok da “insanca” bir dünya olmayacağını söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. AB ve ABD yöneticilerinin, Münih Güvenlik Konferansında yaptıkları konuşmalar bu tehlikenin ne kadar yaklaştığının göstergesidir.


© Veryansın TV