We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Politik ve Ekonomik Bir Enstrüman Olarak “Holokost” Kavramı

1 0 17
21.06.2022

Herhangi bir dünya görüşü, inanç sistemi ve hayat nizamını doğru tanımanın, onun kavramlarını doğru bilmekle mümkün olduğu tartışmasız bir gerçektir. Bu gerçeğin biz Müslümanlar açısından pratik karşılığı, yegâne hak din/hayat nizamı olan İslam’ın kavramlarını ve yanı sıra yeryüzündeki mevcut işleyişte egemen veya etkili ideoloji ve kültürlerin kavramlarını bilme sorumluluğudur.

Zaman zaman ifade etmeye çalıştığımız üzere, İslam sâbite-güncel denge ve bütünlüğünde anlaşılıp yaşanacak Rabbani hayat nizamının adıdır. Her türlü şart ve konjonktürde sâbitelerde kararlı, sebatkâr olmak ve fakat güncelden de kopmayıp, sâbiteler ekseninde günceli anlamaya, yorumlamaya ve güncele müdahil olmaya gayret göstermek… İslami duruş ve mücadelenin belki en kısa özetini böyle yapmamız mümkündür.

Bugün yaygın ve yakıcı olarak yaşanmakta olan istikamet krizlerinin temelinde de zaten, sâbite-güncel konumlandırılması ve dengesinin kurulamaması, sâbitelerimizi ifade eden İslam’ın ilke, değer ve kavramlarının ve yanı sıra günümüz egemen ideolojilerinin değer yargısı ve kavramlarının gerektiği gibi kavranılmaması yatmaktadır.

Öyle ya, günümüz câhiliyesinin kavramlarını doğru tanımadan, bu cahiliyeden, İslam’ın istediği safiyette teberri etmek nasıl mümkün olacaktır? Teberri olmadan da, Rabbimizin istediği şekilde iman akdinin olmayacağı malumdur.[1]

Nitekim günümüzde muhafazakâr dünya görüşüne meyleden, “İslami sol” diye bir nevzuhur ideolojiye (!) dümen kıran, tağuta tağut demekten imtina eden, demokrasiyi İslam’ın şurası zannedip savunan, anglo-sakson laikliğe güzelleme yapan Müslümanlardan (!) söz etmek durumunda kalıyor isek, bunun ana sebebi, İslam’ın değer ve kavramlarını ve beraberinde günümüz câhiliyesinin kavramlarını doğru tanımamaktır.

Kitab-ı Kerimde Rabbimizin ilk muhataplara ve bizlere o günün câhiliyesini çeşitli yönleri, yönelimleri ve kavramlarıyla tanıtıyor olması da, bu konuda bizim için önemli bir karinedir. Neticede câhiliyeden teberri de, hakka ittiba da, ilme/sahih bilgiye dayalı olmak durumundadır:

“Hakkında ilim/bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Şüphesiz kulak, göz ve kalb; bunların tümü ondan sorumludur.” (İsra, 17/36)

Evet, hem temelde akidevi teberriyi gereği üzere gerçekleştirebilmek ve hem de modern ve post-modern câhiliyenin, müstekbirlik üzere yeryüzünde kurduğu egemenlik işleyiş ve ilişkilerini anlayabilmek için, küresel ve yerel câhiliyenin kavramlarını bilmek durumundayız. İşte bu minvalde bilmemiz gereken kavramlardan biri de “holokost”tur.

Bu kavram, öyle alelade bir kavram olmanın ötesinde, bugün küresel istikbar ve tuğyanın işleyişinde, başta Filistin olmak üzere İslam coğrafyasına yönelik işgal ve katliam politikalarında son derece etkili bir enstrüman durumundadır.

Söz konusu kavram, 1933’te Nazi Almanyası’nda ilk olarak Yahudileri yönetim erki ve giderek toplumdan dışlama politikalarıyla başlayıp, 1938 yılı itibariyle toplu sürgünler ve 1942 yılı itibariyle de toplu katliamlarla yok etmeyi amaçlayan devlet politika ve uygulamalarının tanımlanması ve mahkûm edilmesi için kullanılan bir terimdir.

Bilindiği üzere bir topluluğun sistematik bir şekilde yok edilmesiyle ilgili suçlar, “jenosid/soykırım” kavramıyla ifade edilmektedir. BM tarafından 1948 yılında onaylanan “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” ile “jenosid” kavramı bu konuda yerleşik tanımlama haline getirilmiştir.

Jenosid kavramı, “soy, kavim” anlamındaki Yunanca “geno” kelimesi ile, Latince “öldürmek” anlamındaki “cide” kelimesinin birleştirilmesinden oluşan bir terkiptir. Bu kelimeye Türkçe karşılık olarak da “soykırım” ibaresi uygun görülmüştür ki, isabetli bir karşılıktır.

“Holokost” kavramı ise jenosidden farklı olarak, Nazilerin Yahudi soykırım suçlarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Holokost, “Eski Yunan’da ilahlara kurban edilmek üzere yakılanların atıldığı ateş yanan yer” demektir.[2]

Bu kavram, İbranice’de “tamamen yakılan adak” demek olan “olah” kelimesinin Yunanca karşılığı olarak türetilmiştir. Yunanca “tüm, tamamen” demek olan “holos” kelimesi ile, “yakılıp kül olmuş” demek olan kaustos kelimesinin birleştirilmesiyle meydana gelmiş bir terkiptir.

Bu noktada ilk akla gelen soru, niçin Yahudilere yönelik Nazi kıyımı, bir topluluğa karşı toplu imha suçunu tanımlama hususunda tüm dünyada genel kabul görmüş “jenosid/soykırım” terimi yerine, “holokost” şeklinde farklı bir terimle ifade edilmektedir sorusu olmaktadır.

Akla gelen ikinci soru ise, Nazilerin, tıpkı Yahudiler gibi toptan hedef aldıkları ve aynı dönemde ve aynı yöntemlerle kıyıma tâbi tuttukları Romanlar (Çingeneler) ve diğer etnik ve sosyal gruplar niçin “holokost” tanımlamasına dahil edilmemekte, “holokost kurbanları” olarak anılmamaktadır sorusudur.

şte bu iki sorunun cevabı, “holokost” kavramını ve bu kavrama yüklenen politik ve “endüstriyel” misyonu anlamak için hayati öneme sahiptir. Bugün, ABD merkezli küresel siyonizm ve onların kendilerine “din........

© Venhar Haber


Get it on Google Play