We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

ÖNCE İNSAN OLABİLMEK

1 1 4
24.09.2021

Uzun zamandır yazageldiğim, ülkemize-milletimize-devletimize hizmet etmiş eli öpülesi kahramanlarımızın hayatlarını ve hizmetlerini yazmaya ve onları yâd etmeye, bu makale için ara verip, bu satırları kaleme almak istedim.

Bilinen tarihten bugüne dünyaya yada bırakalım dünyayı o topluluğa, o halka, o millete hükmetmiş yüzlerce kral, padişah, sultan, şah vs ünvanlarında yönetici gelip geçtiğini görürüz.

Bunu sadece dünya yada ülke ölçeğinde değil, il, ilçe, köy, mahalle, şirket, kurum, kuruluş ölçeğinde de düşünebiliriz.

Bunlardan bazılarını asırlar geçmesine rağmen saygıyla anarız, bazılarını nefretle. Peki hayırla yada nefretle anarken kamu vicdanındaki ölçü nedir? Bunun cevabı adalet, tevazu, dürüstlük ve liyakat ölçüleri olsa gerektir.

Hepimizin okuduğu veya duyduğu, bildiği, Hazreti Ömer’in adaletinden falan bahsetmeyeceğim.

Ama yine de tarihten, Hz Ömer’le kıyaslanamayacak olsa da, önce bir kaç iyi örnek, sonra da bir kaç kötü örnekten bahsetmek istiyorum:

Alman Kralı II. Frederick, Potsdam ormanlarında gezerken, kendisine saray yaptırmak için gözüne kestirdiği bir tepede bulunan değirmenin sahibinden, kendisine kat be kat fazla para vererek satın almak istediği değirmenini satmak istemeyen değirmenciyi tehdit edince, Sans-Souci isimli değirmencinin “senin krallığından, emrindeki binlerce güçlü askerinden, komutanlarından ve mutlak gücünden daha üstün olan bir güç var, o da adalettir” beyanlarına karşın Kral: “senin de bildiğin ve söylediğin gibi benim emrimde binlerce güçlü askerim ve sözümü ikiletmeyen komutanlarım, bürokratlarım var, peki senin güvendiğin neyin var değirmenci?” diye sorunca, değirmencinin, o tarihe........

© Vasat


Get it on Google Play