KEŞKELER ARASINDA BİR ÖMÜR
KADER, TEVEKKÜL VE İNSANIN ARAYIŞI
Değerli okuyucularımız,İnsanoğlu, hayat yolculuğu boyunca çoğu zaman “keşke” kelimesinin gölgesinde yaşar. “Keşke ben de bunu yapsaydım… Keşke o arsayı alsaydım… Keşke farklı bir meslek seçseydim… Keşke zengin olsaydım…” Bu cümleler, geçmişe dönük pişmanlıkların ve geleceğe dair tatminsizliklerin ifadesidir. Oysa bu düşünceler, insanın ruh dünyasında derin izler bırakır; huzurunu gölgeler, şükrünü azaltır ve onu sürekli bir eksiklik hissine sürükler.Halbuki İslam inancına göre insanın hayatı başıboş ve rastlantısal değildir. Her şey, Cenab-ı Allah’ın ilmi ve takdiri dahilinde gerçekleşir. Bu hakikat, “kader” kavramı ile ifade edilir. Kader, Allah’ın ezelî ilmiyle her şeyi bilmesi ve bir ölçüye göre takdir etmesidir. Ancak burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir: Kader, insanın iradesini yok sayan bir zorunluluk değildir. Aksine, insanın tercihleriyle şekillenen bir imtihan sürecidir.Toplumda sıkça karşılaşılan sorular vardır: “Neden ben zengin olmadım?”, “Neden başkası doktor oldu da ben olamadım?”, “Bu kadar emek verdim ama neden işlerim yolunda gitmiyor?” Bu soruların temelinde, insanın kendisini başkalarıyla kıyaslaması yatar. Oysa her insanın imtihanı farklıdır. Kimi zenginlikle sınanır, kimi yoklukla; kimi sağlıkla, kimi hastalıkla; kimi makamla, kimi sıradanlıkla…İslam, bu noktada insana iki temel ilke sunar: tevekkül ve şükür.Tevekkül, insanın elinden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır. Yani kişi çalışır, üretir, plan yapar; fakat neticenin kendi kontrolünde olmadığını bilir. Bu anlayış, insanı hem tembellikten korur hem de aşırı kaygıdan kurtarır. Çünkü bilir ki, nasibi olan kendisini mutlaka bulacaktır.Şükür ise sahip olunan nimetlerin farkında olmak ve bunların kıymetini bilmektir. İnsan çoğu zaman sahip olduklarını değil, sahip olamadıklarını düşünür. Oysa bugün sahip olduğumuz pek çok şey, başkalarının “keşke” dediği nimetlerdir. Sağlık, huzur, aile, dostluk… Bunlar parayla ölçülemeyecek kadar kıymetlidir.Dinî açıdan bakıldığında, “keşke” kelimesi tamamen yasaklanmış değildir; ancak insanı isyana ve kadere itiraza götüren bir anlam taşıdığında sakıncalı hale gelir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:“Güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Her ikisinde de hayır vardır. Sana fayda veren şeye yönel, Allah’tan yardım iste ve aciz kalma. Başına bir şey gelirse ‘Eğer şöyle yapsaydım şöyle olurdu’ deme. Bilakis ‘Allah takdir etti ve O ne dilerse yapar’ de. Çünkü ‘eğer’ sözü şeytanın işini açar.” (Müslim, Kader, 34)Bu hadis-i şerif, insanın hem gayret içinde olması gerektiğini hem de sonucu kabullenme olgunluğunu göstermesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.Elbette bu, insanın hedef koymayacağı veya daha iyi bir hayat için çabalamayacağı anlamına gelmez. Aksine, İslam çalışmayı, üretmeyi ve gayret etmeyi teşvik eder. Ancak sonuç ne olursa olsun, insanın kalbinde bir huzur ve teslimiyet hali bulunmalıdır.Unutulmamalıdır ki, zenginlik sadece mal ile ölçülmez. Gerçek zenginlik, kalp huzuru ve kanaattir. Nice insanlar vardır ki büyük servetlere sahip oldukları halde huzursuzdur; nice insanlar da vardır ki azla yetinip mutlu bir hayat sürerler. Bu yüzden mesele, neye sahip olduğumuzdan çok, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişkidir.Netice olarak, hayatı “keşkeler” üzerine kurmak yerine, “iyi ki”ler üzerine inşa etmek gerekir. Geçmiş değiştirilemez; ancak ondan ders almak mümkündür. Gelecek ise henüz yazılmamıştır ve insanın gayretiyle şekillenecektir. Bu süreçte en sağlıklı yol, çalışmak, dua etmek, tevekkül etmek ve şükretmektir.Rabbimiz bizlere, nasibimize razı olan, gayretini esirgemeyen ve kalbi huzurla dolu kullarından olmayı nasip etsin.
