Telefonla Büyüyen Nesil: |
Çocuk mu Suçlu, Biz mi?Saat gece üç…Bir evde ışık yanıyor. Salonda küçücük bir çocuk, henüz 4–5 yaşında. Elinde telefon. Gözleri ekrana kilitlenmiş. Uykunun en derin saatlerinde olması gerekirken o hâlâ kaydırıyor, izliyor, gülüyor, bazen de sinirleniyor.Anne baba yorgun. Bir süre sonra şu cümle duyuluyor:“Bu çocuk değil, canavar!”Ve konu orada kapanıyor.Ama durup sormamız gereken asıl soru şu:Gerçekten canavar olan çocuk mu, yoksa biz mi kolay yolu seçiyoruz?Hiçbir çocuk dünyaya telefon bağımlısı olarak gelmez.Hiçbir çocuk doğduğunda ekranı aramaz. Ona bu alışkanlığı biz öğretiriz. Çünkü bazen telefon en kolay susturma yöntemidir.Çocuk ağlar… telefon verilir.Yemek yemez… telefon açılır.Misafir gelir… telefon uzatılır.Anne baba yorulur… yine telefon devreye girer.Ve bir süre sonra küçük bir beynin dengesi değişir. Çünkü ekranın hızlı görüntüleri çocuğun zihnini gerçek hayattan daha cazip hale getirir.Sonra ne olur?Uyku düzeni bozulur.Sabır azalır.Dikkat dağılır.Sinir sistemi yorulur.Ama biz yine dönüp çocuğu suçlarız.Oysa bilim bize şunu söylüyor:3–6 yaş arasındaki çocukların beyin gelişimi için en önemli şey ekran değil, insan ilişkisidir.Bir çocuğun ihtiyacı olan şey:Bir hikâye dinlemek,birlikte oyun oynamak,anne babasının gözlerine bakmak,ve güven içinde uyumaktır.Peki çözüm var mı?Elbette var.Öncelikle evde ekran sınırı olmalı.Telefon bir oyuncak değildir.Çocuğun akşam saatlerinden sonra ekranla değil, sakinleşmeyle buluşması gerekir.Uyku öncesi bir hikâye…Bir masal…Bir sarılma…Bunlar çocukların en güçlü ilacıdır.Ama en önemli şey şudur:Anne ve baba da telefonu bırakmalıdır.Çünkü çocuklar söylenenleri değil, gördüklerini öğrenir.Eğer biz elimizde telefonla yaşıyorsak, çocuğun ekrana bağımlı olmasına şaşırmayalım.Unutmayalım…Çocuklar canavar değildir.Onlar sadece yön bekleyen küçük kalplerdir.Biz yön vermezsek,ekranlar verir.Ve o zaman fark ederiz ki;biz sustuğumuzda çocukluk değil, çocuk kaybolur.