We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Pasifik'te yeni bir askeri ittifak: AUKUS

1 4 1
24.09.2021

Eylül 2021’in ikinci yarısında dünya siyaseti Hint-Pasifik’e kilitlenmiştir. Bölgeye ve küresel aktörlerin tepkilerine ilişkin gelişmeler hız kesmemektedir. Avustralya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ittifakıyla kurulan AUKUS paktı ne kadar son anda sürpriz bir şekilde ortaya çıkmış gibi görünse de arka planı eskiye dayanmaktadır ve yeteri kadar sinyal vermiştir. AUKUS ile eş zamanlı olarak, AB de pasif bir Hint – Pasifik politikası takınmadığını göstermek istercesine, kapsamlı bir rapor yayınlamış ancak ciddi bir etki yaratmamıştır. Bu analizde, AUKUS’un ne anlama geldiğinden, Avustralya-Fransa gerginliğinden, Fransa’nın neden AUKUS’un dışında kaldığından, Çin’in tepkilerinden ve AB’nin muhtemel kararlarından bahsedilmektedir.

AUKUS nedir?

Avustralya (AU), Birleşik Krallık (UK) ve Amerika Birleşik Devletleri (US) arasında, başlangıçta bir nükleer tahrikli denizaltı sınıfı inşa etmek, ancak aynı zamanda Çin'in yükselişinin görüldüğü Hint-Pasifik bölgesinde birlikte çalışmak için oluşturulan yeni bir üçlü stratejik askeri ittifaktır. AUKUS’un amacı, bölgedeki artan tehdit algısı karşısında daha ileri teknolojiler geliştirmektir. Bu, Avustralya'nın mevcut Collins denizaltı filosunun yerini alacak 12 adet dizel elektrikle çalışan denizaltı inşa etmek için 2016 yılında Fransa ile yapılan sözleşmeyi sona erdirmesi anlamına gelmektedir. Anlaşma ile ABD nükleer tahrik teknolojisini İngiltere dışında bir müttefikle ilk kez paylaşmış olmaktadır[1].

Hatırlanacağı üzere, Fransa, 2016 yılında Avustralya donanması için yapılması öngörülen 34 milyar Euro[2]tutarında 12 denizaltısı ihalesini, Almanya ve Japonya’yı eleyerek almıştı. Peki 2016 yılında, Almanya ve Japonya gibi güçlü rakipleri geride bırakarak Avustralya tarafından “ödüllendirilmiş” olan ve yüz yıldan uzun süredir denizaltı inşa eden Fransa, ne oldu da dışarıda bırakılma safhasına geldi? Aslında bu soru şu şekilde de sorulabilir: Avustralya Fransa ile imzaladığı denizaltı anlaşmasından neden vazgeçti?

Geçtiğimiz hafta Perşembe – Cuma günleri ses getiren AUKUS anlaşması üzerine Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Avustralya'nın 50 milyar Euro’yu[3] aşan bir denizaltı anlaşmasını yırtıp, bunun yerine ABD'den nükleer enerjili denizaltılar satın alma hareketini “sırtından bıçaklanma” olarak tanımlamıştı.

Canberra, 2016 yılında Fransız şirketi DCNS (Naval Group) ile 12 Barracuda denizaltısı inşa etmek için imzalanan sözleşmeden Haziran ayında “bir çıkış yolu” aradığının sinyallerini vermişti.

Avustralya Savunma Bakanı Greg Moriarty’ye bir Senato komitesi tarafından projeyle ilgili yöneltilen sorulara, "Son 12 ayda zorluklar yaşadığımızı anladım" dedi. Hükümetinin, Fransız anlaşmasına "ilerleyememesi" durumunda ne yapabileceği de dahil olmak üzere seçeneklerini değerlendirdiğini ifade etti.

Moriarty'nin bu itirafı, hükümetinin Nisan ayında Fransız denizaltı projesinin bir sonraki aşaması için bir sözleşme imzalamayı reddetmesi ve Naval Group'a taleplerini yerine getirmesi için içinde bulunduğumuz aya kadar süre vermesinden sonra gelmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla Avustralya’nın anlaşmayı feshetmesi ani bir karar değildir[4].

Avustralya ve Fransa arasındaki gerilim ve sebepleri

Politico’dan Zoya Sheftalovich’in analizinde yer aldığına göre, anlaşmadaki sorunların Canberra'nın Nisan 2016'da Almanya ve Japonya'dan gelen alternatif teklifler yerine Fransız teklifini seçmesinden hemen sonra ortaya çıkmaya başladığını söylemek mümkündür.

Aynı yılın (2016) Ağustos’unda, Avustralya ile anlaşma resmen imzalanmadan önce, Fransız DCNS şirketi (Naval Group), Hindistan'da inşa edilen Scorpene denizaltılarının savaş kapasitesiyle ilgili 22.000 belgenin sızdırılmasının ardından saldırıya uğradığını kabul etmiş, bu durum da anlaşmanın güvenliğiyle ilgili endişeleri gündeme getirmiştir[5].

Bu gelişme üzerine Avusturalya Savunma Bakanlığı, DCNS’i üst seviyede siber güvenlik tedbirleri alması konusunda uyarmıştır. Tabii bu sorun Avustralya iç siyasetinde de yankı bulmuştur. İktidardaki merkez sağ Liberal Parti teknik bilgilerin sızmasını “üzerinde durulmayacak küçük bir olay” gibi göstermeye çalışırken, bu durum muhalefet için tam anlamıyla bir fırsata dönüşmüştür.

Bu gelişmelere rağmen, Avustralya, 2016’da DCNS ile Barracuda konvansiyonel dizel denizaltıları için şimdiye kadarki en büyük savunma anlaşmasına imza atmıştır. Yeri gelmişken teknik açıdan dizel denizaltılar ve nükleer denizaltılar arasındaki farklara da değinmekte fayda vardır. Fransız yapımı dizel denizaltılar ve ABD nükleer denizaltıları arasındaki temel fark kullanılan tahrik teknolojisidir. Fransa'dan gelen Barracuda denizaltıları dizel motorlarla şarj edilen elektrik motorları ile tasarlanacaktır.

Dizel-elektrikli denizaltıların avantajlarından biri, daha küçük olmaları ve dizel motoru kapatarak ve pil gücüne bağlı olarak sessiz bir şekilde çalışabilmeleridir. Bununla beraber, akülerin yeniden şarj edilebilmesi için teknelerin dizel motorlarını çalıştırmak için düzenli olarak yeniden yüzeye çıkmaları (snorting) gerekmesidir. Akdeniz gibi nispeten dar havzalarda kullanılmaya uygun olduğu da vurgulanmaktadır.

Nükleer enerjili denizaltılar ise dayanıklılık için inşa edilmiştir. Elektrik motorlarına güç sağlayan ve pervaneyi çalıştıran elektrik üreten bir reaktörleri vardır. Alternatif olarak, türbinleri döndüren buhar oluşturmak için reaktörden gelen ısı kullanılır.

Nükleer enerjili denizaltıların en büyük yararı, su altında daha uzun süre gizli kalabilmeleridir. Konvansiyonel motorlu deniz araçları, yüzeye çıkarak kendilerini tespite maruz bırakmadan aynı menzile sahip değildir. Nükleer enerjili denizaltılar, 30 yıla kadar operasyon için yeterli yakıtı taşıyabilir ve sadece bakım ve malzeme için limana geri dönmeleri gerekir[6].

Savunma sanayii uzmanları, nükleer enerjili denizaltıların “insanların yaptığı en karmaşık makineler” olduğunu ve hatta inşa sürecinin bir “uzay mekiğinden bile daha meşakkatli” olduğunu belirtmektedir[7]. Bahsi geçen denizaltı, arkasındaki nükleer reaktör ile önünde ve ortasında yüksek patlayıcılarla, insanların içinde bulunduğu su altında bir araçtır.

Irish Times tarafından yayınlanan ve Sylvia Pfeifer, Demetri Sevastopulo ve Anna Gross’un kaleme aldığı makalede, Avustralya’nın hala nasıl tasarım seçeceğinin henüz belli olmadığı belirtilmiştir.

Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi başkanı Richard Fontaine, Avustralya'nın denizaltılara, Fransız gemilerinde bulunacak silahlardan daha büyük yüklere sahip konvansiyonel füzeler yerleştireceğini söylemiştir.

Gemilerden veya........

© Ulusal Kanal


Get it on Google Play