We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

TÜRKİYE VE TÜRK DÜNYASI İLİŞKİLERİ

12 2 1
24.09.2021

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin sona ermesinden sonra bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri, tek kutuplu dünyaya doğmuştur. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve hızla bağımsız bir devlet olma sürecine giren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye ile birlikte Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Macaristan, ileride belki Güney Kore, Japonya, Finlandiya gibi ülkelerin de kapsama potansiyeli taşımakla birlikte; medeniyet coğrafyamız daha da geniş bir tanıma muhtaçtır. Yani Afrika’nın içlerinden Sibirya steplerine, Doğu Türkistan'dan Adriyatik denizine uzanan bir coğrafyadan söz ettiğimiz ortadadır.

Bunun bir hayal değil gerçeğin ta kendisi olduğunu yüksek sesle söyleyebileceğimiz, imkân ve kabiliyete ulaştığımız an, hayaldi gerçek oldu diyeceğiz. Yani bu coğrafyada on üç özerk Türk cumhuriyeti ve 50 civarında Türk topluluğu hâlâ bağımsız değildir.

SSCB’nin dağılma sürecinde sadece beş tane Türk cumhuriyeti bağımsızlığını kazandı. Bu gün dünyada yaşanan krizin sonuçlarını hâlâ görmedik. Dün Berlin duvarının yıkılması SSCB’nin dağılışını tetiklemişti, bu yeni dönemde dünyada yaşanacak, ABD'yi de içine alacak büyük coğrafi değişimlere ve yeniden yapılanma sürecini, hangi olay tetikleyecek. Kısaca geliyor, gelmekte olan.

Bizlere Liberal düzenin veya Kapitalizmin, Sosyalizm “Komünizm” karşısında zaferi gibi sunulmuştu. Biz şimdi Kapitalizm, yeni bir Keynes çıkaramazsa intiharına tanıklık edeceğe benziyoruz. Francis Fukuyama’nın dediği gibi “tarihin sonu” gelmeyecektir. Ve Güneş doğunca, bütün yıldızların söndüğü gibi Türk medeniyeti, kendi medeniyet kodlarına dayanarak insan merkezli ayağa kalkınca, bu gün bilinen ideolojilerin hiç birinin anlamı ve değeri kalmayacaktır.

Türkiye SSCB’nin yıkılışından hemen sonra Batılılar için tehdit ortadan kalktığı için, hep birlikte Türkiye’nin değersizleştiği üzerine yazılar yazdılar. Ve bu yazılarda, Türkiye’nin konumundan kaynaklı olarak aldığı Askeri ve Ekonomik yardımların kesilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdi. Türkiye bu ortamda Rusya ile karşı katma, Avrupalar için değersizleştirilmiş jeopolitik konumunu kaybetmiş ikinci sınıf bir ülke olarak görülüyordu. Ve bu durumun Türkiye’nin kaderi olduğu bile söyleniyordu.

Bu ortama ek olarak, Türkiye’nin etrafı sürekli bir yangın yeri haline almıştı. Buna Batılı devletler ülkemizin içine doğru terör faaliyetlerini bir kütük gibi fırlatıyorlardı. Soğuk savaş sonrasın da Türkiye çok ciddi değişimlerle karşı karşıya kalmıştı.

Bütün bunlar olurken 1991 yılına gelindiğin de Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan Türkmenistan, Kazakistan bağımsızlıklarını ilan etti. Türkiye bu ülkeleri tanıyan ilk ülke olarak hemen Büyükelçilerini atadı. Tataristan da bağımsızlığını ilan etmiş olsa da bu ülke bağımsızlık sürecini tamamlayamadı. Bu gün Rusya Federasyonu tarafından hukuksuz bir biçim de “İlhak edilen Kırım” Ukrayna toprakları için de yer almaktaydı. Türkiye ve SSCB yerine kurulmuş Rusya Federasyonu ile ilişkileri devam ettirirken Batı ile de iş birliğini devam ettirdi.

Türk Devletleri ve Akraba Toplulukları ile Kurumsal İşbirliğinin Geliştirme Süreçleri

Türkiye, kendi medeniyet coğrafyasının parçası olarak gördüğü toplumlarla, kamu diplomasisi temelinde, halkların birbirine yaklaşması politikası temelli yaklaşımla; Türkistan coğrafyasında yeni bağımsızlıklarını kazanmış olan ülkeleri önceleyen, ekonomik, sosyal ve kültürel zeminde çalışmalar yapacak kurumsal yapılanma adımı attı.

Geçmişte kişiler ve projeler temelinde bölük pörçük çalışmalar yerine, zaman ve mekân analizleri yapılmış çalışmalara yönelmiştir. Türkiye’nin dış politika hedeflerine uygun olarak, ülkelerin kalkınma hedefleri merkezli alınarak faaliyetler göstermesi için, 1992 yılında (TİKA) Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı kurulmuştur.

Türkiye, Türk medeniyet coğrafyasında toplumsal yapı ve ulus kimliği kazanımında, kendi birikimlerini paylaşarak, sağlıklı kimlik oluşumuna destek vermiştir. Ülkelerin ekonomik, sosyal ve temel insan hak ve özgürlükleri alanında teknik alt yapı eksikliklerini tamamlayacak çalışmalar yapmıştır. Bu aşamadan itibaren TİKA, bölgede teknik altyapıdan ziyade kurumsal kapasite artırımına odaklanmıştır. Ülkelerin kurumsal kapasitenin artmasıyla birlikte, SSCB'den kendilerine plânlı olarak bırakılmış sorunlar bagajına dönerek, en azından ikili görüşme zeminde çözüm görüşmeleri başlığı açılmıştır. Artık ülkeler kendi aralarında sorun üretmeye değil çözüme odaklanmalarına katkı sağlamıştır.

Bütün bu faaliyetlerle birlikte, sivil toplum kuruluşlarının olumlu katkıları göz ardı edilemez. STK'lar üzerinden örnekleme yapmak gerekirse başta, (TUDEV) Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı – Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) kurularak, çalışmalarına başlanmıştır.

SSCB’nin yıkılması ve Küreselleşme süreci bizim medeniyet coğrafyamızı da derinden etkilemiştir. Bu süreçler yaşanmadan önceki döneme göre, ülke ve insan geçişkenliği artmakla birlikte; kültür, sanat, edebiyat etkileşim içine girmekle birlikte, bilim, hukuk, iktisadi ve son olarak siyaset etkileşim içine girmek durumunda kalmıştır. Dünyadaki yaşanan değişim, bir dönüşümü de gündeme getirmekle kalmamış, ülkelerin birbiriyle ilişki seviyelerini arttırmaya, daha çok bağımlı hâle gelmelerine neden olmakla birlikte, ortak değerlerini daha görünür kılarak, meselelere yaklaşımlarını yumuşatarak, sürekli iletişimde kalacak tavırlar geliştirmelerine neden olmuştur.

TÜRK KENEŞİ / TURKİC COUNCIL

İletişimde kalma ve ilişkileri sürekli kılma hedefinin öncül şartı, ülkelerin bir biriyle kurumsal ilişkilerini aracısız kuracak bir mekanizmaya ihtiyaçları görünür hâle gelmişti. Bu ihtiyacın görünür hâle geldiği 1992 yılından itibaren, bu alanda çalışmalar da başlamıştı. Bu........

© Ülkücü Medya


Get it on Google Play