menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Okul Saldırılarının Görünmeyen Nedenleri

15 0
17.04.2026

Okullarda yaşanan şiddet olaylarını sadece “bir çocuğun sorunu” olarak görmek artık mümkün değil. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar bize şunu açıkça gösterdi: Bu mesele, tek bir bireyin değil; içinde büyüdüğü ortamın, maruz kaldığı ilişkilerin ve temas ettiği dünyanın bir sonucu.

Çünkü şiddet çoğu zaman aniden ortaya çıkmaz. Birikir. Sessizce büyür. Görmezden gelindikçe güçlenir.

Erich Fromm’un dediği gibi, insanın içindeki yıkıcılık çoğu zaman bastırılmış duyguların bir sonucudur. Değersiz hisseden, dışlanan, kendini ifade edemeyen bir çocuk; bir süre sonra sesini başka bir yolla duyurmaya çalışır. Bazen bu yol ne yazık ki şiddet olur.

Evet, öğrenilir. Ama bu öğrenme her zaman doğrudan olmaz. Çocuklar görerek, duyarak, maruz kalarak öğrenir. Evde, okulda, arkadaş grubunda ya da ekranda…

Eğer bir çocuk sürekli olarak şiddetin bir “çözüm yolu” gibi sunulduğunu görüyorsa, zamanla bunu normal kabul etmeye başlar.

Dijital dünya: Suçlu mu, yoksa yalnız bıraktığımız bir alan mı?

Bugün çocuklar en çok dijital dünyada vakit geçiriyor. Oyunlar, videolar, sosyal medya… Hepsi hayatlarının bir parçası.

Burada kritik nokta şu: Sorun sadece oyunlar değil. Sorun, çocuğun o dünyada tek başına kalması.

Evet, bazı oyunlar rekabet ve çatışma üzerine kurulu. Ama güçlü bir aile bağı olan, kendini değerli hisseden, destek gören bir çocuk için bu içerikler genellikle belirleyici olmaz.

Ancak yalnız, öfkeli ve yönsüz bir çocuk için aynı içerikler bir “tetikleyiciye” dönüşebilir. Şiddeti sıradanlaştırabilir, empatiyi zayıflatabilir.

Asıl mesele: Görülmeyen çocuklar

Bu tür olayların arkasında çoğu zaman benzer hikâyeler var:

•⁠ ⁠Dışlanan çocuklar•⁠ ⁠Zorbalığa maruz kalanlar•⁠ ⁠Evde kendini anlatamayanlar•⁠ ⁠Yalnız hissedenler

Yani aslında sorun; “tehlikeli çocuklar” değil, “görülmeyen çocuklar”.

Bir diğer önemli konu da şu: Şiddet olaylarını nasıl anlattığımız.

Her detayın paylaşıldığı, failin ön plana çıkarıldığı haberler; farkında olmadan benzer duygular içindeki çocuklara bir model sunabiliyor. Bu da şiddetin yayılmasını kolaylaştırabiliyor.

Bu noktada yapılması gereken şey çok net: Tepki vermek değil, erken görmek.

1.⁠ ⁠Erken fark etmek

Bir çocuğun değiştiğini anlamak zor değil aslında.İçe kapanıyorsa, okula gitmek istemiyorsa, davranışları aniden değişiyorsa… Bu bir sinyaldir.

Okullar, aileler ve rehberlik servisleri bu sinyalleri birlikte takip edebilirse, birçok risk daha ortaya çıkmadan önlenebilir.

2.⁠ ⁠Dijital dünyada yalnız bırakmamak

Çocuğun elinden telefonu almak çözüm değil.Onunla birlikte o dünyayı anlamak, konuşmak, sınırlar koymak asıl mesele.

Dijital okuryazarlık sadece çocuklar için değil, ebeveynler için de bir zorunluluk haline geldi.

3.⁠ ⁠Okulu gerçekten güvenli bir alan yapmak

Bir çocuk okulda kendini güvende hissetmiyorsa, orası eğitim ortamı olmaktan çıkar.

Zorbalığın görmezden gelinmediği, çocukların kendini ifade edebildiği, destek gördüğü bir okul iklimi oluşturmak zorundayız.

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.Görülmeyen duyguların, duyulmayan seslerin bir sonucudur.

Eğer biz çocukları gerçekten görürsek, dinlersek ve yalnız bırakmazsak; bu hikâyelerin çoğu hiç yazılmadan bitebilir.

Çünkü mesele sadece şiddeti durdurmak değil…Çocukların sessiz çığlıklarını zamanında duyabilmek.


© tv100