Büyük Afetin Üçüncü Yılında Hatay

6 Şubat depremleri, Türkiye’nin yakın tarihinde yalnızca fiziki bir yıkım değil, aynı zamanda derin bir toplumsal kırılma olarak yerini aldı. On binlerce can kaybı, yüz binlerce yıkılmış yapı ve sarsılan bir şehir hafızası… Ancak bu büyük felaket, aynı zamanda devletin kriz anlarında nasıl bir refleks ve nasıl bir vizyon ortaya koyduğunu da gözler önüne seren tarihsel bir sınav niteliği taşıdı. Hatay’da yürütülen çalışmalar, bu sınavın yalnızca acil müdahaleyle değil, çok boyutlu bir iyileşme anlayışıyla ele alındığını gösterdi.

Kriz Yönetiminden Toplumsal İyileşmeye

Deprem sonrası süreçte Hatay’da dikkat çeken temel yaklaşım, yönetimin yalnızca enkaz kaldırma ve konut üretimiyle sınırlı kalmamasıdır. Elbette kalıcı konutlar, altyapı ve kamu binaları hayati öneme sahipti; ancak süreç bunun çok ötesinde ele alındı. Şehir yeniden inşa edilirken, toplumun da yeniden ayağa kalkması hedeflendi.

Bu anlayış doğrultusunda, afet sonrası dönemde sosyal, psikolojik ve ekonomik boyutlar eş zamanlı olarak planlandı. Böylece afet yönetimi, kısa vadeli bir kriz refleksi olmaktan çıkarılarak uzun vadeli bir iyileşme sürecine dönüştürüldü.

İnsanı Merkeze Alan Bir Yaklaşım

Hatay’da yürütülen çalışmaların en çarpıcı yönlerinden biri, insan unsurunun sistematik biçimde merkeze alınmasıdır. Yapılan saha taramaları sonucunda il genelinde 8.850 çocuğun ve gencin öksüz, yetim ya da hem öksüz hem yetim olduğu tespit edildi. Bu çocukların her biri için hane ziyaretleri gerçekleştirildi; ihtiyaçları, eğitim durumları ve gelişimleri web tabanlı bir sistem üzerinden düzenli olarak takip altına alındı.

Bu yaklaşım, yardımı geçici bir destek olmaktan çıkarıp sürekliliği olan bir sorumluluk alanına dönüştürdü. Sosyal faaliyetler, yaz kursları, kültürel ve sportif etkinlikler 15 ilçede eş zamanlı olarak hayata geçirildi. Nitekim 2025 yılı........

© tv100