menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO ZİRVESİNİN EVSAHİBİ ANKARA’NIN BATAKLIKTAN BAŞKENTE DÖNÜŞÜM HİKAYESİ

15 0
08.07.2026

Bir süredir medyada en çok konuşulan konulardan biri, Ankara’nın NATO zirvesi için yaptığı hazırlıklardı… Zirve sebebiyle kapatılan cadde ve sokaklar, brandayla örtülen dinozor heykelleri, Macron’un sabah koşusu için hazırlanan parklar… Tüm bunlarla ilgili caps’ler, espriler, iğnelemeler birbirini kovalarken spot ışıklarının altındaki başkentimizin bataklıktan modern bir başkente dönüşme hikayesini hatırlatmak istedim sizlere…

Cumhuriyeti kuran kadronun büyük çoğunluğu Balkanlar’dan ve Rumeli’den geliyordu. Selanik, Manastır, İşkodra… Avrupai bir yaşam süren bu insanlar, görev ya da savaş nedeniyle ilk kez Anadolu’ya adım attıklarında ciddi bir şok yaşadılar.  O dönem Anadolu’da lojistik sıfırdı. Demiryolu yoktu, altyapı yoktu. İstanbul’a New York’tan bir şey getirtmek, Anadolu’dan getirtmekten daha kolaydı. Ve bu, bir abartı değil, o dönemin gerçeğiydi… Anadolu’yu merkeze alma fikri aslında bir tercih değildi. Balkanlar ve Rumeli tamamen kaybedildikten sonra bu plan mecburiyetten doğdu. Zira geriye Anadolu kalmıştı ve bu topraklar üzerinde bir ülke kurulacaktı…

Osmanlı’nın son yüzyılında ortada bağımsız bir imparatorluktan çok, yarı sömürge bir devlet vardı. Hazine bomboştu. Sanayi yoktu. Anadolu halkı sıtmadan, veremden, frengiden kırılmıştı. Köylerin büyük çoğunluğunda ne okul vardı ne sağlık ocağı ne de kullanılabilir bir yol… İşte bu coğrafya üzerinde sıfırdan bir cumhuriyet kurulacaktı.

Ankara, 1920’lerin başında küçük bir Anadolu kasabasıydı. Yirmi-yirmi beş bin nüfus, sıtmanın kol gezdiği bataklıklar, 1916’daki büyük yangında merkezi harabeye dönmüş ahşap evler, keçiler ve tiftik… Bu kasabayı başkent seçmek akıl dışı görünüyordu. Ama tam da bu yüzden seçildi. Mustafa Kemal ve kurucu kadro için İstanbul; kapitülasyonların, kozmopolit elitlerin, saray bürokrasisinin ve işgal teslimiyetçiliğinin simgesiydi. Yeni devlet ise hiçbir sınıfsal ağırlığı olmayan, monarşik geçmişi bulunmayan bembeyaz bir sayfa üzerinde kurulmalıydı. Bu bataklık kasaba da işte o boş sayfaydı… Ankara sadece bir başkent değil, bir ispat alanıydı aslında…

1933’te Hitler iktidara geldiğinde, Almanya ve Avusturya’nın en parlak zihinleri bavullarını topladı… Besteci, mimar, ressam, filozof ve müzisyenlerin kimi Londra’ya, kimi Paris’e, kimi de Amerika’ya giderken bir kısmı ise beklenmedik bir yere yöneldi: Ankara’ya… Genç bir cumhuriyet, bozkırın ortasında sıfırdan bir başkent inşa ederken tam da bu parlak zihinli mimarlara, müzisyenlere, şehir plancılarına,........

© Turktime