Türkiye’nin NATO imtihanı
Donald Trump’ın, ABD’de başkanlığa seçilir seçilmez başta İngiltere olmak üzere, Avrupa’ya meydan okuması, başımıza örülecek çuvalın habercisiydi.
Avrupa ülkelerinin NATO’ya daha fazla bütçe ayırmasını sağlayınca suların durulacağını düşünmüştük ama öyle de olmadı.
Şimdi, Epstein dosyası sebebiyle İran’a savaş açma tuzağına düşen Trump’ın, savaşa dâhil olmadıkları için NATO’dan çıkma tehdidini konuşuyoruz.
Önümüzdeki zor sorular şunlar;
- Dünyada güç dengeleri yeniden kurgulanırken, ABD, ‘beyin ölümü gerçekleşti’ denilen NATO’yu gerçekten terk mi ediyor?
- Şayet bunu yapacaksa, aklında, İngiltere gibi arasının açıldığı Avrupa ülkelerinin yer almadığı, İsrail ve Hindistan gibi müttefiklerin katıldığı yeni bir NATO kurmak mı var?
-Ve dahası; İran savaşı, başta enerji ve ticaret yolları olmak üzere, bu dizaynı kurgulamak, Türkiye gibi denge politikası yürüten ülkeleri bir karara zorlamak için mi başlatıldı?
İşte yeni dönemin çetrefil soruları…
Öncelikle bu tablonun, birinci ve ikinci dünya savaşları öncesi yapılan ittifak arayışlarını hatırlattığına dikkat çekmek isterim.
Ayrıca, Donald Trump ABD’sinin, Trump sonrası aynı tavrı yürütüp yürütmeyeceği de meçhul.
Bugün Orta Doğu’daki her hadisede ABD’yi konuşuyoruz, İsrail’i konuşuyoruz, hatta Çin’i-Rusya’yı bile konuşuyoruz ama, bir asır evvel bölgedeki ülkelerin sınırlarını belirleyen İngiltere’yi ve bölgede belirleyici olan İngiliz siyasetini nedense es geçiyoruz.
Göreve gelir gelmez İngiliz Kralı’nın Genel Vali tayin ettiği Kanada’ya el koyacağını söyleyerek İngiltere’ye meydan okuyan Trump’ın, Epstein dosyası ve Venezuela havucu ile İran tuzağına çekilmesinde bu aklın parmağı olup olmadığı da yeterince sorgulanmıyor dünyada.
Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi muhtemel görülen Trump "topal ördek" durumuna düşer ve hakkında “İran savaşını kongre kararı olmadan başlattığı için” dava açılırsa durum ne olur, orasını da kestirmek şimdiden güç.
Şimdi bu sürecin, bizi ilgilendiren tarafını irdeleyelim.
Türkiye epeydir Avrupa’ya ‘güvenlik mimarisinde’ kendisine olan ihtiyacından dolayı ikazda bulunuyordu.
Hatta en üst perdeden “Bugün adım atmazsanız, yarın çağırsanız da gelmeyebiliriz” uyarıları bile yapıldı.
Nitekim Almanya’daki NATO tatbikatına katılan Türk ordusunun, başta millî SİHA gemimiz TCG Anadolu başta olmak üzere, yerli savunma araçlarıyla ortaya koyduğu kapasite, ABD desteği olmadan ne yapacağını kara kara düşünen Avrupa’ya verilmiş önemli bir mesajdı.
İşin doğrusu şu ki; Avrupa’nın ve NATO’nun Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç kadar, asırlardır zor bir coğrafyada tutunan Türkiye’nin de NATO ya da NATO benzeri güçlü ittifaklara ihtiyacı var.
Hele ki adım adım 'Dünya Savaşı’nın yaklaştığı bir dönemde.
Büyük soru; NATO’nun hangi çerçevede kalacağı…
Trump, daha geçen sene “NATO’yu daha da güçlendirdim” diye övünürken, şimdi NATO’dan çıkmaktan bahsediyor ve ABD-İsrail ikilisinin, Hindistan’ı içine alan yeni bir NATO kuracağından söz ediliyorsa bizi de sıkıntılı günlerin beklediği açık.
Oysa şu günlerde üzerinde tezvirat yapılan bir gündemimiz var;
Geçen hafta Millî Savunma Bakanlığımızın açıkladığı, NATO’nun Türkiye’de kuracağı Çok Uluslu Kolordu Karargâhı.
Güvenlik kaynakları, bu kararın altı sene evvel, yani 2023 yılında ‘günümüzün değişen tehdit şartlarına göre’ alındığını, bu kapsamda binlerce NATO askerinin Türkiye’ye gelmeyeceğini, aksine çekirdek bir ekibin kuruluş aşamalarını takip edeceğini ve en önemlisi de bu karargâhın komutasının tamamen Türkiye’de olacağını kaydediyor.
Türkiye’yi İran gibi tamamen Rusya’ya ve Çin’e hapsetmeyi öngören kesim ise işi Karadeniz’e kadar götürerek, Montrö’nün delineceğini, Boğazların güvenliğinin NATO’ya bırakılacağını iddia ediyor ancak, bu iddiaların tamamının dezenformasyon amaçlı olduğu belirtiliyor.
Konuyu dağıtmamak için ‘yetkili’ makamların bu iddiaları yalanladığını söylemekle yetinip, NATO’nun geleceği ile alakalı kaldığımız yerden devam edeyim.
Kimi analizler şu ki; Trump yeni NATO ittifakına dâhil etmek için Türkiye ile arayı iyi tutuyor, hatta ticaret yolları ve enerji koridorlarının yanı sıra trilyonlarca doları yöneten fonları, ülkemizin ihtiyaç duyduğu sıcak para ve yatırımlar için ülkemize yönlendiriyor.
Buna karşılık, teknolojide ABD’yi sollayan Çin’le devasa ticaret yürüten İngiltere ise Fransa ve Almanya gibi Türkiye’yi de mevcut NATO ittifakında tutarak, hem Rusya, hem ABD karşısında güçlü bir blok oluşturmak istiyor.
Tablo şayet böyle ise bu durumda Türkiye ABD’siz NATO’da mı kalacak, yoksa ABD’nin yanında mı yer alacak?
Yahut bu ikisinin de dışında kalarak, üçüncü bir ittifakla ortada mı duracak?
Her soru, kendi içinde karmaşık, pek çok risk demek…
Umarım, böyle bir tercih yapmak zorunda kalmayız, zira bu ittifakların içinde yer almak ya da almamak, Rusya gibi bölge ülkelerinden gelecek reaksiyonların ne olacağını kestirmek hayli zor.
“NATO’dan çıkalım, ABD’den kopalım, Çin ve Rusya ile ittifak kuralım” diyenlerin bizi götüreceği yeri görmek içinse İran’ın durumuna bakmak yeterli.
Şu dönemde, en büyük şansımız binlerce yıllık devlet aklımız ve bugün ülkemizi yöneten liderimizin ve dahi ekibinin tecrübesi...
Irak’ta, Suriye’de, Ukrayna savaşında ve şimdi de İran’da yanan ateşi ülkemize sıçratmayan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti hükûmeti, böylesine netameli bir dönemde Allah’ın milletimize en büyük lütfu olsa gerek.
Yücel Koç'un önceki yazıları...
