Ölçü |
Bugün yine siyasete mola verip, derin mevzulara girelim.
İslam düşmanı masonlar gibi aslında Siyonizme ve İngiliz’e hizmet eden yapılar…
Yahut İran, Rusya, Mısır ve Arap yarımadasındaki ülkelerle bağlantılı Şia, Vehhabi, Selefi, Komünist grupların toplum ve yönetim üzerindeki etkisi bizde pek konuşulmaz nedense!
Varsa yoksa Sünni yapılar hedef alınır ve genelde bunu da yukarıda saydığım gruplara mensup kişiler yapar. Casus örgüt FETÖ’yü de ‘Sünni’ çerçeveye sokarak büyük bir hokkabazlığa giriştiler nitekim.
Oysa imanın altı şartından biri olan Peygamber Efendimize iman, Müslüman olmanın ilk kabulü Kelime-i şehadetten “Muhammedün Resulullah” lafzını çıkaran bir örgütün değil Sünni, Müslüman olma ihtimali bile yoktur.
Şayet bu örgüt Ehl-i sünnet bir inanca sahip olsaydı, örgütün başındaki kişi tâ 1950’lerde CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek tarafından önce büyük mason locasına üye mi yaptırılırdı?
Geçmişte de yazmıştım; Osmanlıdan sonra, Kur’ân-ı kerim, hadis-i şerif ve ilmihal kitaplarını okumak devlet eliyle yasaklandı.
Âlimler darağacına çekildi…
Ezan-ı şerif, zorla Türkçe okutulmaya başladı.
Sonra bu yasaklar kırıldı…
Ama oyun ve tuzakların ardı arkası gelmedi.
Millet, ezanın bile Türkçe okunmasını kabullenemezken, birileri çıktı, “Arapçasından ne anlayacaksınız? Kur’ân’ı Türkçe okuyun” dedi.
Din düşmanları ve sahte din adamları el ele verdi, Kur’ân tercümeleri hızla yaygınlaştırıldı.
İlmihal kitaplarından uzaklaştırılarak din cahiline dönüştürülen toplum, sadece Türkçe meal okutularak, aslında yüce kitabımız Kur’ân-ı kerimden de mahrum bırakıldı.
“Kur’ân-ı kerimden kendi aklı, düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir” hadis-i şerifine rağmen, aklına esen meal yazdı.
Oysa, kelam-ı ilahiden, murad-ı ilahiyi (yani hangi âyette neyin anlatıldığını) anlamamız için Osmanlıda sadece Beydâvi gibi sahih kaynaklardan tefsir ilmine icazet vardı.
Hadiste Buhâri, fıkıhta Şafii mezhebi için İbni Hacer, Hanefi mezhebi için İbni Abidin, tasavvufta Mektubat-ı İmam-ı Rabbani diğer sahih kaynaklar idi.
Yine İmam-ı Gazâli hazretlerinin İhyâu Ulumi’d-Din kitabı da bunlardan biriydi.
Müslümanlara asırlardır rehberlik eden bu kıymetli kaynakların hepsi unutturulup, sadece yeni yetme din cahillerinin yazdığı meallerin okunması salık verildi.
Bu, aslında dinin içinin boşaltılması, Müslümanların cahil bırakılarak, kurda-kuşa yem edilmesi projesiydi.
Kıyamete yakın ilmin azalacağı, cehaletin artacağı, cahil din adamlarının kendi görüşlerine göre fetva vererek fitne çıkaracakları ve insanları doğru yoldan saptıracakları hadis-i şeriflerle işaret buyurulmuştu.
Yaşadıklarımızın özeti budur........