Sessizlik
Her kelime, aslında bir sessizliğin çocuğudur. İnsanoğlu, kendi içine sığdıramadığı o uçsuz bucaksız duyguları bir limana bağlamak istercesine yazıya döker. Yazmak, sadece mürekkebi kâğıda değdirmek değil, ruhun kıvrımlarında biriktirdiği o saklı güzellikleri gün yüzüne çıkarmak, onları bir "an"dan alıp "ebed"e taşımaktır.
Edebiyat dediğimiz, insanın kendine tuttuğu o puslu aynadır. O aynaya baktığımızda bazen çocukluğumuzun tozlu yollarını, bazen bir bahar sabahının ilk ışığıyla ısınan toprağın kokusunu, bazen de yitirdiğimiz bir dostun içimizde bıraktığı o derin sızıyı görürüz. Bir yazarın ustalığı, o sızıyı kelimelerle bir nakış gibi işlemeyi başarabilmesindedir.
Bizim medeniyetimiz, susmanın da bir lisan olduğunu öğreterek büyütür bizi. Bir bakışın, bin cümleye bedel olduğu anlar vardır. Yazdığımız her satır, aslında söyleyemediklerimizin bir yankısıdır. Tıpkı kışın kar altında uyuyan tohumun, baharı beklemesi gibi; yazarın zihninde de kelimeler, tam vaktini bekleyen birer müjde gibidir.
Şimdi kalem, o kadim geleneğin emanetçisi........
