Hâyât bir mesel...

Öncelikle "mesel" kelimesinin bizâtihi izâhâtı ile kelâm edelim.

MESEL: "Ders ve ibret alınacak küçük hikâye, fıkra, kıssa."

Kelimenin izâhâtını etmiş bulunduktan sonra bunu izâhâtına binâen bir mesel ile taçlandıralım.

-Bir piyâde baş açık ve yalın ayak hicâz kervânıyla Kûfe'den çıktı. Bize refîk oldu. Salınarak gider, derd-i har benimki, binmek için bir hayvana sahip değilim. Saman ve arpasından haberdar değilim. Bir merkebe binen ona dedi ki:

-Ey derviş! Nereye gidiyorsun? Geri dön ki yol zahmetinden ölürsün.

Derviş, bu söze iltifat etmedi. Çöl yolunu tutup gitti. Bir vakit ben-î hilâl hurmalığına vasıl olduk. Zenginin eceli geldi, öldü. Derviş, onun yastığının yanına geldi, dedi ki:

-Yahû biz meşakatten ölmedik, sen ise hayvan üzerinde öldün.

***

Diğer bir mesel ise;

-Birisi gece boyunca hastanın baş ucunda ağlamış, gün ağarınca ağlayan ölmüş, hasta kalkmış yaşamış.

Nice süratli giden atlar kaldı da topal merkep canını menzil-i maksûda götürdü. Nice toprağa sağlam kimseleri defnettiler de yaralanmış olan nice kimse........

© Türkiye