Başkasının hatasına gülerken

Hikâyemin başlığını “Ahfeş’in keçisi, o ip kimin elinde?” diye yazsam “kimdir bu Ahfeş nedir bu keçi?” diye sorarsınız. Miladi 830’dan söz ediyoruz. “Ahfeş” aslında halk tabiriyle “tavuk karası” olanlara söylenen bir lakap. Ama bu Ahfeş’in şöhreti gözlerindeki kusur değil, keçisinin boynundaki ip iledir.

Rivayet odur ki Ahfeş, bir gün biraz da ilmine güvenerek “Ben hayvanı bile terbiye ederim” diye iddiaya girer. Gider bir keçi alır. Başlar karşısına geçip anlatmaya ve “anladın mı?” demeye.

Ahfeş, keçinin boynuna bir ip bağlamıştır; soruyu sorar sormaz ipi aşağı çekiverir. Keçinin kafası mecburen aşağı yukarı sallanır. Günler ayları kovalar... Ahfeş anlatır, ip çekilir, kafa sallanır… Bir vakit sonra artık ipe gerek kalmaz. Ahfeş sorar sormaz keçi başlar kafa sallamaya.

– Ders hoşuna gitti mi? Keçi kafa sallıyor. Ben büyük bir âlimim, değil mi? Basra’nın en bilgini benim, değil mi? Keçi hep kafa sallar. Halk arasında “Ahfeş’in keçisi gibi kafa sallamak” deyimi işte bu ezbere onayı anlatır.

Gerçekten insanoğlu çoğu zaman kendi hikâyesinin içinde uyurgezer gibi dolaşır. Başkasının hatasına gülerken, kendi boynundaki o görünmez........

© Türkiye