"İnsanlar içinde en iyi ümmetsiniz..."
"Eshâb-ı kirâm, kâfirlere karşı şiddetli fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktırlar."
İbn-i Arabşah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1410 (H.813) senesinde Kuzey Kafkasya'da bulunan Astrahan'da doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Tokat'a, sonra Haleb ve Şam'a gitti. Kur'ân-ı kerîmi okudu ve diğer ilimleri tahsil etti. İbn-i Hacer Askalânî hazretlerinden hadîs-i şerîf dinledi. Kâhire'de bir müddet kâdılık yaptı. 1516 (H.922) senesinde orada vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Bütün din büyüklerimiz buyuruyorlar ki: Eshâb-ı kirâm Peygamberlerden sonra ve meleklerden sonra mahlûkların en efdali, en üstünüdür. Eshâb-ı kirâmın üstünlüklerini bildiren âyet-i kerime ve hadis-i şerifler pek çoktur. Sûre-i Âlî İmrânda meâlen buyuruluyor ki: (Sizler, bütün insanlar içinde, en iyi bir ümmetsiniz, cemaatsiniz.) Yâni Peygamberlerden sonra, bütün insanların en iyisisiniz! Sûre-i Tevbede meâlen buyuruluyor ki: (Mekke-i mükerreme ahâlisinden olup, Medîne-i münevvereye hicret eden Sahâbe-i kiramdan ve iyilikte onların izinden gidenlerden, Allahü teâlâ râzıdır. Onlar da, Allahü teâlâdan râzıdırlar. Allahü teâlâ onlara Cennetler hazırlamıştır.) Sûre-i Enfâlde, Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine meâlen buyuruyor ki: (Sana Allahü teâlâ yetişir ve sana tâbi olan müminler yetişir.) O zaman Sahâbe-i kiram pek az idi. Fakat, Allahü teâlâ yanında dereceleri pek yüksek olduğundan, dîni yaymakta sana yetişirler buyuruldu.
Sûre-i Fetihte meâlen buyuruluyor ki: (Muhammed Allahü teâlânın Peygamberidir ve Onunla birlikte bulunanların [yâni Eshâb-ı kirâmın] hepsi, kâfirlere karşı şiddetlidirler. Fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktırlar. Bunları çok zaman rükûda ve secdede görürsünüz. Herkese dünyada ve âhırette her iyiliği, üstünlüğü, Allahü teâlâdan isterler. Rıdvânı, yâni Allahü teâlânın kendilerini beğenmesini de isterler. Çok secde ettikleri yüzlerinden belli olur. Onların hâlleri, şerefleri böylece Tevrât'ta ve İncîl'de bildirilmiştir. İncîl'de de bildirildiği gibi, onlar, ekine benzer. İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaştığı, yükseldiği gibi, az ve kuvvetsiz oldukları hâlde, az zamanda etrâfa yayıldılar. Her tarafı îman nûru ile doldurdular. Herkes filizin hâlini görüp, az zamanda nasıl büyüdü diyerek, şaşırdıkları gibi, hâl ve şânları dünyaya yayılıp, görenler hayret etti ve kâfirler kızdılar.)
Bu âyet-i kerime, yalnız indiği zamanda bulunan Eshâbın değil, sonra îmana gelecek olanların da şânını bildirmektedir. Bilindiği üzere Hazreti Muaviye de, dîn-i islâmın yayılmasına çok hizmet eden bir sahâbîdir. Allahü teâlânın bu medh ve senâlarına, her bir sahâbî gibi, O da dâhildir.
Vehbi Tülek'in önceki yazıları...
