İran ve yaklaşımımız…
İran üzerine konuşurken gerçekten konuya hâkim kişilere kulak verilmesi gerektiğine inanmaktayım.
Meseleyi her yönüyle analiz etmek için İran içindeki yapıyı, grupları, sosyolojiyi ve etnik grupların beklentilerini göz önünde bulundurmalıyız.
İran’ı ezberlere dayalı muhakeme etmek doğru değil. İran içindeki rejime karşı olan insanların hepsini dışarıya bağlamak, "İsrail ile iş birliği yapıyor" yaftasıyla suçlamak, gerçeği yansıtmıyordur.
İran içindeki adaletsiz sosyal düzen ve ekonomik uçurum, elbette içerideki itirazların sebeplerini oluşturan hususlardır. Lakin unutmamak gerekiyor ki; İran ekonomisinin çöküşü, bugün İran’la petrol rezervleri ve nükleer güç konusunda ters düşen küresel aktör ABD ve bölgesel polisi İsrail senaryosunun sonucudur.
Yani bir taraftan İran yönetimini eleştirirken diğer taraftan buna sebep olan gerekçeleri gözden kaçırmamalıyız.
İran’daki yapı, kolay bir yapı değil. İran yönetimi de kolay çözülecek bir yönetim değil. Tabii ABD Başkanı Trump bunun farkındadır.
İran heyetinin İstanbul yerine Umman’ı tercih etmesine bazıları şaşırdı, hatta kınayanlar oldu.
Lakin İran kendisi için uygun olanı tercih etti. Etme hakkı da vardır.
Diğer taraftan İran, bunca yıllar Türkiye politikalarına karşı ürettiği siyaseti kendisi herkesten daha iyi biliyor. Böyle bir durumda Türkiye’nin İran için çözüm üreten bir aktör olarak görülmesi ona ağır gelebilir. Ne de olsa Türkiye de İran’ın Suriye politikaları ile PKK ve türlerine verdiği destekle nasıl bir süreç takip ettiğini İran heyetinin yüzüne vuracak değildi!..
İran için süreç hayatidir... Bu süreç ve sonuçları, İran’ın nasıl bir gelecek tercihi yapacağıyla bağlantılıdır.
Türkiye’nin bölgesel aktörlükten küresel aktörlüğe evrilmesi İran için kabulleneceği bir durum değil. Sanırım bu tespitle yeni bir şey söylemiş olmam!
Lakin her şeye rağmen İran için istikrar ve barış ortamı coğrafya için elzemdir.
İran........
