Barış, İstanbul’la mümkün!
ABD/İsrail-İran ihtilaf, çatışma, kin ve kan dökmelerinin maksad ve seyrini, dünya mes’elelerine duyarlı olan herkes, artık kavramış olmalı…Bilindiği gibi bölgemizdeki bu tehlikeli savaş tırmanışının başlangıcı, Filistin Millî Kurtuluş Kuvvetleri Aksa Tugaylarının, soykırımcı ve işgalci İsrail’e karşı meşru müdafaa hakkını kullanmasına mukabele olarak 7 Ekim 2023’te başladı.1947’den, hatta 1917’den beri Siyonist dediğimiz ırkçı Yahudi fundamentalistler yüzünden bölgemizde kan, barut kokusu, silah sesi, gözyaşı ve katliam, şiddetlenerek devam etmektedir. Bu süreklilikte 1948 gibi, 1967 gibi, 1972… gibi ve aradaki daha başka takvim kayıtları gibi 7 Ekim 2023 de bir kilometre taşı oldu. 7 Ekim 2023’te Haçlı dünyası İsrail’e destek oldu, yardım yağdırdı. Filistin’in Gazze mücahidleri zalim İsrail soykırımına karşı tarihte ender görülen bir direniş ve azimle direndiler. Ne var ki aradaki kuvvet farkı, kıyas kabul etmez çaptaydı. Bu sebeple Filistin, Gazze’de en az 100 bin şehid, 100 bin yaralı verdi. Gazze, enkazlaştı!..Sonunda göz boyama bir ateşkes yapıldı. ABD Başkanı Trump, Filistinlileri Gazze’den üçüncü bölge veya ülkelere sürüp, Gazze’yi Rio misali bir çılgınlık merkezi yapmaktan söz ederken birden farklı bir yola girerek varılan göstermelik ateşkesten sonra hadiseye yakın devlet temsilcilerini Beyaz Saray’da toplayarak Gazze için para devşirdi.Bu sahte sulh tezgâhıyla Gazze’ye dair ümitler, yeşerir gibiyken İsrail ve yanında sürüklediği ABD, 28 Şubat 2026’da İran’a saldırdılar. Komşu İran, yetişmiş insan ve malzeme olarak ağır kayıplar verdi. Hâlbuki bu İran, Gazze Celladı, Netanyahu Siyonist kuvvetleri, Gazze’yi şiddetli şekilde vururken birkaç drone gönderme dışında bir müdahalede bulunmadı. Filistin’in yardımına kendisi koşmadığı gibi Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki Haşdi Şabi ve Yemen’deki Husiler’i de sahaya sürmedi. Bu 3 silahlı unsur, İran’ın ideolojik vekil savaşçılarıdır…İran, İsrail ile doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya gelip çatışmadı ama sanki her ân İsrail’e saldıracakmış gibi bir hava yaymaktan da geri durmadı. Bu yapılan, kurusıkı tehditten öte bir şey değilken Haçlı-Siyon ittifakı, işittiklerini abartarak İran’ın uranyum elde ettiği ve nükleer silah çalışması yaptığı gerekçesiyle Tahran ve bazı İran şehirlerini vurdu. Bu saldırı öncesi kibrini kuşanan Donald Trump, İran halkını rejime karşı ayaklanmaya çağırdı. Birkaç gün içinde İran’ın işini bitireceğine inanmıştı. Hâlbuki gelişmeler aksine oldu. Trump ve hükûmeti fena yanıldı. İran halkı, dış taarruza karşı devletinin yanında yer aldı. Diğer taraftan Çin ve Rusya da destekleriyle İran’a arka çıktılar.Bütün bunlar olurken, Hamas ateşkese tam riayet ettiği hâlde İsrail, tek gün dahi silahlarını susturmadı, sivil, çocuk, kadın katliamını durdurmadığı gibi 28 Şubat’tan sonra Lübnan’a da ağır darbeler indirmeye başladı. Her şey, Arz ı Mev’ud; Vadedilmiş Topraklar içindi. İsrail, Gazze’de yaptığına benzer şekilde Lübnan’ı da vurup-kırarak yıkıyor ve işgal ediyordu. Ama; zulüm pâyidar olmaz. Onun için bu arada beklenmedik gelişmeler oldu. ABD-İsrail İttifakı, İran karşısında esaslı kayıplar vermeye, İran, düşmana galip gelmeye başladı. Gerek kendi ürettiği ve gerekse yardım aldığı füze ve drone’larla Amerikan gemi, uçak ve helikopterlerini vurup askerlerini öldürürken İsrail’in aşılmaz diye gösterilen ‘Demir Kubbe’sini de kevgire çeviriyordu. Tel-Aviv ve diğer şehirler, tahribat görüyordu. İsrail halkı, sığınaklarda yaşamaya mecbur ve mahkûm kalmıştı…Bu safhada Tahran’da ortak akıl, Hürmüz Boğazı’nı keşfederek buradaki petrol sevkiyatını eline aldı. O çok bilmiş edalı Trump ve kurmayları, olayın bu boyutunu düşünememişlerdi. Şimdi, Hürmüz kapatılmış, dünya, petrol sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştı. Beyaz Saray sakini, bu yaman taktik üzerine ileri-geri laflar ettiyse de tutmadı. Çünkü; 28 Şubat öncesi kimsenin, Hürmüz diye bir sıkıntısı yoktu. Bu güzergâhta her zamanki gibi petrol sevkiyatı usulünce devam etmekteydi. İran Hükûmeti, taarruz ve katliama maruz kalınca Hürmüz kozunu sahaya sürmüştü. Piyasalar kötü etkilenirken bir diğer ihtimal de konuşulur oldu. Tahran, Yemen’deki bağlısı Husiler eliyle Bâb’ül Mendep Boğazı’nı da kapatabilirdi. Yarınlar tehlikedeydi. Bu olanlar ve olabileceklere karşı Trump, oturduğu yerden inandırıcı olmayan laflar ediyor ve tehditler savuruyordu ama gerçek şu ki Beyaz Saray yönetim ve hakkaniyet anlayışı, İran karşısında zordaydı. Amerika, saldırdığı bu ülkeyi ancak havadan vurabiliyordu. Nasıl ki İsrail Gazze’de kara savaşı yapamadıysa Washington da İran’da bunu yapamıyordu. Trump’ın “karadan geldik; geliyoruz…” gibi çıkışlarının aslı yoktu. Pentagon ve Trump’ın şuuraltı korkusu şuydu: İran, yeni bir Vietnam, Irak, Afganistan olabilir ve ABD, savaşı, Trump, seçimi kaybedebilirdi… Görünen buydu. İran, psikolojik üstünlüğü yakalamıştı. Şimdi ne Netanyahu ne Oval Ofis Evanjelist âyinleri Trump’ı kurtarabilirdi. Onun için Beyaz Saray danışmanlarının telkini ile Amerikan başkanı, geçen hafta iki haftalık bir ateşkes ilân etti. Bu ateşkes, İran ve ABD arasındaydı. İsrail’in vaziyeti, muğlak olmaktan ziyade fırsatçılıktı. Gazze’de soykırıma, Lübnan’da katliam ve arazi gaspına devam edegeliyordu…Beri taraftaysa geçici ateşkesi, kalıcı barışa tebdil için tarafların aynı masa etrafında toplanmaları gerekiyordu:ABD hey’et mensuplarıyla İran hey’et mensupları, Pakistan’ın başkenti İslâmâbâd’da böyle bir havada toplandılar. İran hey’etine Meclis Reisi M. Bâkır Kalibaf, ABD, hey’etine Başkan Yardımcısı J. D. Vance başkanlık ediyordu. Her iki tarafta yetkili daha başka temsilciler olduğu gibi çok sayıda bürokrat da bulunuyordu. Amerikalıların memur sayısı, inanılır gibi olmasa bile tamı tamına üç yüz kişiydi…Müzakerelerde ara buluculuğu, hakemliği Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif icrâ etmekteydi. Toplantı, 11 Nisan sabahı Sn. Şerif’in hey’etleri evvelâ ayrı ayrı kabulüyle başladı. Ardından Şahbaz Şerif ve Pakistanlı müşahidler delaletiyle hey’etler yüz yüze geldiler. ABD ve İran arasında böyle bir üst seviyedeki görüşme, 1979’dan beri ilk defa olmaktaydı. Önce sulhü yakalama ihtimali görünür gibi olduysa da ilerleyen saatlerde vaziyet ağırlaşıp sertleşti:İran, Lübnan’ın da ateşkese, barışa dâhil edilmesini talep ediyor ve Hürmüz’de hâkimiyetine ortak kabul etmiyordu.Amerika ise İran’dan işlediği 4 yüz kilo uranyumu istiyor, nükleer faaliyetlerden çekilmesini ve ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda söz sahibi olmasını istiyordu.21 saat süren müzakereler, çok çetin geçti; karşılıklı daha başka istekler de oldu ve verilmeyen tavizler ve anlayışsızlıklar yüzünden barış gerçekleşemedi…Temenni ederiz ki bu sulh arayışı bir başka bahara kalmasın. Barış görüşmeleri ise bir başka şehirde yapılsın. O şehir, İstanbul’dur. Zâten taraflar ilkin İstanbul üzerinde mutabık kalmışlardı. İran, son anda cayınca o toplantı Amman’a nakloldu. Lakin, Amman, harbe engel olamadı. Olamazdı. Zira hiçbir bakımdan bunu yapma tecrübesine sahip değildir.Bütün iyi niyetine rağmen Pakistan da muvaffak olamadı:Ne Cenevre ne Amman ne başka bir yer. Sulhün, adaletin, huzurun adresi İstanbul’dur. Tarih, İstanbul’u hep böyle tanıdı. Bu değerler Payitaht’ın ruhunda mevcuttur. Türkiye’nin mazisinden gelen muazzam bir devlet tecrübesi mirası var. Türk devlet adamları, çocukluklarından itibaren bu miras zenginliklerini büyüyerek yetişirler.İşi ehline vermek gerekir.Buna uymak şarttır.Aksi davranış kaygı vericidir. Washington’dan iyi haberler gelmiyor. Dünya Harbi denebilecek çok taraflı bir kapışma bütün yeryüzüne en az iki asır kaybettirir. İnsanlık, âkil adamlara ve âkil şehre muhtaç!Adres bellidir:İstanbul!
Rahim Er'in önceki yazıları...
