Vakit, herkesin üzerine düşeni yapacağı vakitti... |
Yıldırım Han, Emîr Sultan hazretlerinin dergâhına kadar gelmişti. Hâl ve gidişatı yakinen görmüş olmanın rahatlığıyla ayrıldı oradan.
İbretle bak olaylara!
Sığmayanlar saraylara,
Toprak eve sığar bir gün.
Padişah, tebdil-i kıyafet etmiş, halkın içindeydi. Ahalinin hissiyatını, beklentilerini bizzat kulaklarıyla duyuyor, zaman zaman münazaralara girdiği bile oluyordu.
- Cenâb-ı zül celâl; “Habibim, eğer sen olmasaydın, sen olmasaydın, bu kâinatı yaratmazdım” dediğinde arz ve sema titrer de, bu fitne, fücur taifesinin kılı bile kıpırdamaz, öyle mi?
Cemaat, sohbetin tesiriyle kendinden geçmişti. İçlerinden biri aşka geldi, dayanamadı. “Allah!” diye haykırdı. Tekkenin içinde yankılanan ses, bir köşede diz kırmış, boyun bükmüş padişahı bile derin rabıtasından uyandırdı. Yan gözlerle çevresindekilere baktı. Başını eğdi. Kendini, sohbetin iliklerine kadar işleyen, içini ısıtan sıcaklığında erimeye terk etti.
- Biz ki, ceddim Sevgili Peygamberimiz hazret-i Muhammed Mustafa’dan beri bozulmadan gelen İslâmiyet’le şereflenmekteyiz.........