Gördüklerini, duyduklarını fasih bir lisanla anlatıyordu Doğan Bey

Salonda çıt çıkmıyordu. Zaman zaman Sultan’ın; “Evet… peki…” mânâsına başını sallamasının dışında hiçbir hareket de olmuyordu.

Taht ile büyük kemerli kapı arasına kalın keçeden bir yolluk serilmişti. Kocaman kanatlı kapının, iki kapıcı tarafından sessizce açıldığını gören davetliler, konuşmaları kesip, hürmetle başlarını öne eğdiler.

Başında mor kadife külah, üzerine üç defa dolanmış beyaz sarığın ucu, iki küreği arasına, iki karış aşağı sarkıtılmıştı. Kara yay kaşları altındaki kara gözleri, orta yeri hafif yüksekçe hokka burunu, bir tutam siyah sakalı, geniş alnı ile oldukça zeki, cesur ve korkusuz biri hissi uyandırıyordu Yıldırım Han. Kenarları ince kürkle çevreli, ince sim işlemeli kaftanı ile daha ihtişamlı görünen Sultan, vakarlı adımlarla tahta doğru yürüdü.

Dedi. Oradakiler edeple selamı aldılar. Sağ yanı başında, koyu yeşil külah üzerine açık yeşil karpuz dilimli kavuğu, badem yeşili cübbesiyle daima mütebbessim, gülen gözlü Emîr Sultan hazretleri de yerini aldı. Herkes işini ve nerede ne........

© Türkiye