"Yiğidim bilir misin bugün neler yazdım?"

Yeğenine ayrı bir kıymet verir, onunla iftihar ederdi Süleyman Çelebi.

Bu benzerlikten dolayı mı, yoksa ciğerparesi ve Doğan’ının sütkardeşi Yusufçuğu’nun vefatından sonra ailenin tek çocuğu olarak kalmasından mı? Yüksek meziyetleri ve olgun kişiliğinden mi nedir? Yeğenine ayrı bir kıymet verir, onunla iftihar ederdi Süleyman Çelebi.

Bugün de avdan eli boş dönmedi Doğan Bey. Aceleyle bahçeye indi. Kurumuş kütükleri baltayla parçalayarak ocağı tutuşturdu. Hiç vakit kaybetmeden dut ağacına astığı yaban keçisini tulum çıkardı. Kınından çektiği kamasıyla etleri kemiklerden sıyırdı. Önceden hazırladığı sirke, soğan, karabiber, karanfil, zencefil ve daha birçok baharattan oluşan karışımı iyice birbirine katarak bir bulamaç hazırladı. Etleri içine yatırıp, üzerini de kalın bir bezle örttü. Aklına bir şey gelmiş gibi açık kapıdan avluya girdi. Beklemeden tahta merdivenleri tırmanarak üst kattaki amcasının odasına vardı. Kibarca kapıyı tıklattı.

Sesini duyunca da edeple içeri girdi. Süleyman Çelebi, bir köşede kamış kalem elinde, her zamanki gibi yazmaktaydı. Yeğenini karşısında görünce gülümsedi. Şefkatle ona baktı.

- Gel, yaklaş Doğan’ım! Yiğidim bilir misin bugün neler yazdım? Bakalım beğenecek misin?

- Estağfirullah muhterem amcacığım. Haddime mi? Siz yazmışsanız mutlaka güzeldir.

Sofra hazırlamakla meşgul olan Matlube Hanım, konuşulanları duyunca tebessüm ederek söze girdi;

- Ne âlâ! Ne âlâ! Amca yeğenin birbirlerine iltifatından yol bulamıyorum ki geçeyim.

Matlube Hanım’ın imalı lafları amca, yeğenin gülüşmelerine sebep oldu.

Vakit kaybetmeden kar beyazı büyükçe bir yazma sofra bezini odanın orta yerine serdi Matlube Hanım. Ceviz ağacından yapılmış sofrayı koyup, dışarı çıkarken Süleyman Çelebi, yeğenine göz kırptı. Sesini refikasına duyurabilecek şekilde yükseltti;

- Ne kadar iyi atıcı olsan, en semiz avları avlasan da Matlube Ananın yaptığı nefis tarhana çorbası, mis kokulu pilavı olmasa neye yarardı ki?

- Doğru dersin amcacığım. Anam her şeyin en güzelini yapar.

Kendinden bahsedildiğini duyan Matlube Hanım, lafa karıştı.

- Siz daha güzellere layıksınız amma benim elimden gelen budur.

Süleyman Çelebi söz ustalığını göstermek ve Matlube Hanım’ı biraz daha konuşturmak için;

- Yani demek istiyor ki Doğan yeğenim;

“Benim adım Hıdır, yemeklerimi beğenmezsen kendin ye, beğenirsen başkasına yedir.”

- İlahi Çelebi’m takılmadan duramazsın bana.

- Bey amcam bilirsin ki anacığım, evimizin sultanı. Mükemmel insan. Onu övecek kelime bulamıyorum. Asıl benim durumum perişan. Daha çok eksiğim var. İnşaallah sayenizde hepsini telafi edeceğim. Yoksa…

- Yoksa pilav yemez misin?

Cümlesi, gülüşmelerine sebep olmaya yetti. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...


© Türkiye