Neden 2026 daha az sancılı geçecek?

2025, dünya genelinde pek çok insanın zorluklarla mücadele ettiği bir yıl oldu. Ekonomik belirsizlikler, siyasi istikrarsızlıklar ve sosyal huzursuzluk, toplumları derin bir kaygı içine sokarken, insanlar gelecek için umutsuz bir beklentiyle dolmaya başladı. 2026'nın daha umutlu bir dönem olacağına dair inanç taşıyorum. Ancak farklı bir sebepten.

Fernando Pessoa'nın "Huzursuzluğun Kitabı"ndaki çarpıcı bir cümlede ifade ettiği üzere; "O kadar kayıtsızdı ki, bu kadar kayıtsızlık ancak çok acı çekenlerde olur." Bu kayıtsızlık, içsel bir huzursuzluğun derin köklerini yansıtmakla birlikte, bir kurtuluş umudunu da beraberinde taşımakta.

Zorlukların anlamı: Duygusal ve psikolojik yorgunluğun zirveye ulaştığı 2025'in ardından, birçok insanın içinde kaybolmuş bir umut barındırması kaçınılmazdır. Viktor Frankl’ın "İnsanın anlam arayışı" kitabında anlattığı hayatta kalmak için sebep bulmak, yalnızca zorluk içinde olanlara mahsustur önermesi, bu süreçte büyük bir anlam kazanıyor. Tarih boyunca çok zor şartlar altında yaşamaya devam eden bireylerin, hayatın anlamını bulabilme çabası, toplumsal direnç ve dayanışma biçimlerinde belirgin bir şekilde kendini göstermektedir.

Tarih, zorluklar karşısında anlam arayışı içinde olanların hikâyeleriyle doludur. Nazi toplama kamplarında hayatta kalanlar veya Roma İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında kaybolan aristokrasinin hikâyeleri, geçmişte yaşanan zorlukların insanlar üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor. Türk yazar Zülfü Livaneli’nin romanlarındaki karakterler de benzer bir kayıtsızlık içinde boğulurken, birçok insan anlam ve amaç bulmak için mücadele etmiş.

Toplumsal yapının iyileştirilmesi: Peki, bu çürüyen düzeni ve fakirliği kim düzeltebilir? Süreçlere tanıklık eden iki yaklaşım var: Güçlendirilmiş demokrasi ve "iyi kalpli otokratlar..." Güçlendirilmiş demokrasi, insan haklarına saygı, halkın katılımı ve hesap verebilirlik üzerine kurulmuş. Bu tür bir sistem, toplumsal adaletin sağlanmasına da zemin hazırlar. Norveç ve Danimarka gibi ülkeler, sosyal demokratik yapılarını benimseyerek, bireylerine daha iyi bir hayat sunmayı başarmış.

Öte yandan, "iyi kalpli otokratlar" fikirleri de tartışılabilir. Bu tür liderlerin, toplumu belli bir düzende tutabilme becerileri olsa da, uzun vadede sürdürülebilirliklerini sorgulamak gerekmekte. Latin Amerika, Asya ve Doğu Avrupa'daki güçlü liderlik dönemleri, kısa vadeli çözümler sunarken,........

© Türkiye