Unutulmuş bir kurtarıcı: Sultan Baybars
* Kölelikten, bileğinin hakkıyla tahta gelen Sultan Baybars, Orta Çağ’ın ve Türk-İslam tarihinin en büyük hükümdarlarındandır.
* O, Haçlıları ve Moğolları durduran, İslam dünyasının kalbini savunan, Türk askerî ananesini zirveye taşıyan bir liderdir.
Türk-İslam tarihinin dönüm noktaları sayıldığında, çoğu zaman Malazgirt’te Alp Arslan, İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed ya da Kudüs’te Selahaddin Eyyubi öne çıkarılır. Ancak bu büyük isimlerin arasında, belki de yaptıkları itibarıyla en hayati rollerden birini üstlenmiş olmasına rağmen, adı geniş kitlelerce yeterince bilinmeyen bir hükümdar vardır: Memlûk Sultanı Baybars.
O, yalnızca bir sultan değil; iki ateş arasında kalan İslam dünyasının Moğol kasırgası ve Haçlı tasallutu altında ezilmek üzere olduğu bir çağda, tarihin yönünü değiştiren bir asker, bir devlet adamı ve bir medeniyet müdafiidir.
Sultan Baybars’ın hayatı, Türk tarihinin sıkça rastlanan ama her defasında hayret uyandıran bir yükseliş hikâyesidir. Baybars, "ulu pars" demek ise de mecazen "kahraman" manasına gelir ki, kendisine pek uymuştur.
Kölelikten Sultanlığa
XI. asırda Macaristan’dan Balkaş Gölü’ne kadar uzanan muazzam bozkıra Deşt-i Kıpçak denir ki Kuman ülkesiydi. Başlarında güçlü bir hanedan bulunmadığı ve Müslüman olmakta geç kaldıkları için devlet dağılmış, halkı esarete düşmüştür. Buradan alınan esirler, 1250’de Mısır’da güçlü bir devlet kurmuştu ki, Memlûk (Kölemen) diye bilinir. Bu devlette hükümdarlar bir hanedandan inmez. Askerlerin seçtiği kumandan hükümdar olur.
Baybars, genç yaşta esir düşüp, köle olarak bir kuyumcuya satılmıştır. Sivas, Halep ve nihayet Şam’da yaşadı. Emir Alaaddin Bunduktarî satın alıp Kahire’ye götürdü. Melik Salih’in maiyetine girdi. Memlûk sisteminin tabiatı gereği, kölelik bir zillet değil; aksine disiplin, askerî talim ve liyakat temelli bir yükseliş yoludur. Baybars, bu sistem içinde zekâsı, cesareti ve askerî kabiliyetiyle sivrilmiş; kumandanlık mevkiine yükselmiştir.
1249’da Mansure Muharebesinde Haçlı ordusunun mağlubiyeti ve Fransa Kralı IX. Saint Louis’nin esir alınmasında büyük hizmeti görüldü. Artık fonksiyonunu kaybetmiş olan Eyyubî hanedanının düşmesinde birinci derecede rol oynadı.
XIII. asır, İslam dünyası için hayati bir buhran devresidir. Moğollar, Orta Asya’dan başlayarak Bağdat’ı yakıp yıkmış, Abbasi hilafetini fiilen ortadan kaldırmış, şehirleri haritadan silmiştir. Bu yıkım karşısında Müslüman dünyada hâkim olan hissiyat, çaresizliktir. İşte Baybars’ın tarih sahnesine çıktığı an tam da burasıdır.
Tarihi değiştiren muharebe
1260 yılında yapılan Ayn Calut Muharebesi, yalnızca bir meydan muharebesi değil; Moğolların ilk büyük mağlubiyeti olması itibarıyla dünya tarihinde bir kırılma noktasıdır. Baybars, bu harbde gösterdiği taktik deha ve cesaretle zaferin mimarlarından biri olmuş, Moğolların yenilmezlik mitini yerle bir etmiştir.
Eğer Ayn Calut kaybedilseydi, Mısır, Hicaz ve muhtemelen Kuzey Afrika Moğol istilasına uğrayacak; İslam dünyasının siyasi ve dinî merkezi tamamen çökecekti. Bu cihetiyle Baybars, yalnızca bir devletin değil, bir medeniyetin muhafızıdır.
Tarihin akışını değiştiren bu çarpışmada Sultan Kutuz, Baybars’a Halep Valiliğini vadetmişti. Zaferden sonra dedikodulara aldanıp vazgeçti. Hatta şöhretinden korkarak onu öldürtmeye niyetlendi. Bunu haber alan........
