Siyasi partilerin kör topal yolculuğu

* Dünya, tek parti Türkiye’sini “Şeklen Batılı; hakikatte Doğulu” diyerek küçümsüyordu.

Türkiye’deki partiler, geçirilen siyasi devirlere uygun olarak kurulup faaliyet göstermişlerdir. 1934’e kadar parti kelimesi yerine, 'cemiyet' ve 'fırka' tabirleri kullanılırdı. 1859’da gizli kurulan 'Fedailer Cemiyeti' mensupları, Sultan Abdülmecid’i öldürmeye teşebbüs etmiş, ama yakalanmışlardır.

Avrupa’da okuyup gelen ve Batı memleketlerindeki siyasi hayatı gördükten sonra Türkiye’deki saltanat idaresini ve dinin sosyal hayattaki tayin edici mevkiini hoş karşılamayan Jön Türkler’in İstanbul’da gizlice kurdukları 'Yeni Osmanlılar Cemiyeti' ikinci bir adımdır.

Üçüncü hareket 1889’da Paris’te sürgünde bulunan Ahmed Rıza ve beş tıbbiyelinin kurduğu İttihad-ı Osmanî’dir ki İttihad ve Terakki Cemiyeti adını almış, her yerde şubeleri açılmıştır. Bu illegal parti büyük bir darbeyle 1908’de fiilen ve ardından resmen iktidara gelmiştir.

Bu modern manada ilk siyasi parti sayılabilir. Mamafih hususi bir rengi yoktu. Bir gün sağa bir gün sola gider, bir gün İslam ittihadına, bir gün koyu Turancılığa taraftar olurdu. İçinde her fikriyatta insan vardı. Ekserisi Germanofil idi. Anglofil ve Frankofil olanlar tasfiye edildi. Ayrıca parti, orduya hâkimdi. Askerin siyasetle uğraşması, partinin emniyetiydi. Masonik tarzda kurulup teşkilatlanmıştı. İttihat (birleşme) ve terakki (yükselme) masonik sloganlardır. Parti işleri gizli yürütülürdü. Demokrasi ve fikir hürriyeti aleyhtarı, komitacı (benim dediğim doğrudur) mantığına sahipti.

Ayrı bir siyasi partiler kanunu olmadığı için, 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu’nun “siyasi cemiyetler” tasnifine göre faaliyet gösterirdi. Artık İttihat ve Terakki Fırkası diye anılıyordu. Karşısında Prens Sabahaddin’in adem-i merkeziyetçi/liberal Ahrar Fırkası vardı. Ahrar, hürler demektir. Kısa ömürlü oldu. 31 Mart Vakası bahanesiyle 1910’da kapatıldı. Bu sefer İTF’nin siyasi suçlarına dayanamayanlar ayrılıp 1910’da Ahali Fırkası’nı kurdu.

1911’de İTF muhaliflerinin toplandığı gelenekçi/liberal Hürriyet ve İtilaf Fırkası kuruldu. Ahali Fırkası da buna katıldı. Saflığa varan temiz kalplilik, korkaklığa varan nezaketle her cins kişilerden müteşekkildi. İttihatçıların yanında karton kukla gibi kalırdı. İki sene sonra kapatıldı, mensupları darağacına çekildi veya sürgüne yollandı. 1918’de tekrar kuruldu.

İTF, 1912 ve 1914 seçimlerinde muhalif partileri baskı altına alarak ve harbi bahane ederek askerî diktatörlük kurdu. 1908-1918 devresi siyasi kargaşa ve millî felâketler devri oldu. Bu devrede siyasi partiler kuruldu. Ama İttihat ve Terakki hepsini sindirdi ve kapattı. İdealize ettiği demokrasiyi, kendi diktatörlüğü için bir vasıta olarak kullandı.

Osmanlı Devleti son yıllarında, olabildiğince hür basın ve fikir hürriyetine sahip, sosyalist partinin bile faaliyette bulunduğu çok partili bir demokratik monarşi idi. İTF, Anadolu’da teşkilatlanmış ve on senelik iktidarının nimetleriyle hayli güçlenmişti. Cemiyetin her tabakasından mensubu vardı. Harb kaybedilince, Anadolu’ya çekilip, bu mahallî parti mensupları vasıtasıyla iktidarı kaybetmemek planını evvelden hazırlamıştı.

Öyle de oldu. 1918’de mağlubiyet üzerine reaksiyonun önünü kesebilmek adına Teceddüt Fırkası’na dönüştü. Sonra da CHP içinde eridi. 1919’da itibaren memleketin her yerinde kurulmaya başlanan müdafaa-i hukuk (ve benzeri isimlerdeki) cemiyetler, aslında İTF’nin yeni mahallî şebekesidir. Mensuplarının tamamına yakını eski İttihatçılardır.

İktidarı tekrar ele almak ve evvelce sürgün edilip mütareke mucibince dönmesi beklenen Ermenilerin dönüşünü (dolayısıyla el konulan mallarına tekrar kavuşmalarını) engellemek için bir araya toplandılar. Sivas’ta bütün bu cemiyetler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla birleştirildi. Bu, artık vatanın, hilafet ve saltanatın kurtulması misyonu yüklenmiş gayriresmî bir siyasi partidir.

Bir ihtilal hareketi olarak Ankara’da toplanan 1920 Meclisi, mensupları sonradan Halk Fırkası adını alacak Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gönderdiği kişilerden müteşekkil olsa da İkinci Grup adıyla anılan muayyen bir muhalefete sahiptir.

1922’deki sene başında riyaset divanı seçilirken yapılan seçimlerde, muhaliflerden ikinci grubun başı olan Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey 148 rey aldı. Hâlbuki ikinci grubun yekunu 72 kişiydi. Bu miktarın üzerindeki reyler birinci gruptan verilmişti. Bu hadise üzerine birinci grup bir disiplin kararı aldı. Grup toplantısında herkes fikrini serbestçe söyleyebilecek, fakat grupta ekseriyetle karar alındıktan sonra artık bu grup kararı aleyhinde Meclis'te milletvekilleri ne konuşabilecek ne de rey vereceklerdi. Bu da kâfi görülmedi, kabinenin bütün azasının birinci gruba kayıtlı olması mecburiyeti kabul edildi. Fakat Şeriye Vekili Vehbi Efendi bunu kabul etmedi. İstifa etmesini istediler, onu da yapmadı. “Beni Meclis seçmiştir, o ıskat eder” dedi. Yeni devrede her iki isim de tasfiye edildi.

Bu devirde bir de devlet eliyle kurulmuş göstermelik Türkiye Komünist Fırkası vardır. Hem Ankara’ya yardım eden Sovyetlere şirin görünmek, hem Halk Fırkası içindeki Yeşil Ordu taraftarı komünistleri tasfiye, hem Mustafa Suphi liderliğindeki hakiki komünist parti ile siyasi emeller peşindeki Enver Paşa’nın kurduğu komünist partinin önünü kesmek için 18/X/1920’de kurulmuştur. Komintern’e (Dünya komünist partiler birliğine) müracaatı kabul edilmeyen partiyi M. Kemal üç ay sonra kapattı. Yeşil Orducular bu sefer 7/XII/1920’de Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nı kurduysa da Ekim 1922’de kapatıldı. (İştirakiyun, sosyalizm demektir.)

“Bugünkü........

© Türkiye