Saray yolu düz gider! Devletin kalbi, imparatorluğun aynası |
Padişah sarayı, Osmanlı nezihliğinin timsalidir. Edep, saraydan İstanbul’a, oradan Osmanlı ülkesine, buradan da dünyaya yayılırdı.
Osmanlı Devleti’nde saray, sadece padişahın ikamet ettiği bir bina değildir. Devlet idaresinin merkezi, kültür ve sanatın kaynağı, imparatorluğun dünya görüşünü aksettiren büyük bir organizmanın kalbidir. Bu saraylar, padişahın şahsında tecessüm eden devlet otoritesinin mekânî tezahürü olduğu kadar, Osmanlı cemiyet nizamının ve siyasî telakkisinin da en berrak şekilde görüldüğü yerlerdir.
Klasik devir Osmanlı Sarayı bir üniversitedir. Binlerce subay, devlet adamı, sanatkâr yetiştirir. Ordunun bir kısmının kışlasıdır. Binlerce ailenin maişetini temin eder. Devleti ayakta tutacak birçok esas müesseseyi içine almıştır. Bunların hepsine, padişahın, daha doğrusu onun şahsında devletin ihtişamını izhar eden süslü bir şekil verilmiştir. (Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, IX/122)
Osmanlı tarihinde saray dendiği zaman padişah sarayı anlaşılır. Ayrıca hanedan efradının oturduğu evler de ne kadar mütevazı olursa olsun saray diye anılır. Başka hiçbir binaya saray denmez. Saraylar padişahın mülkü değildir. Hazine-i Âmire’ye (devlete) aittir. Ama harem ve sair masrafları bizzat padişah kendi hazinesinden karşılar.
Bursa’daki ilk Osmanlı sarayı, Emir Timur işgalinde yakılıp yıkıldı. Sonraki yıllarda da padişahların gelip oturduğu Edirne Sarayı, son asırda mühimmat deposu yapılmıştı. Balkan Harbi’nde düşman eline geçmesin diye havaya uçuruldu. Çok az bir kısmı ayaktadır.
Padişahlar, İstanbul’da bugün yerinde İstanbul Üniversitesi rektörlüğünün bulunduğu Eski Saray’da (Saray-ı Atik) oturdu. Eskiden bunun yerinde bir Bizans sarayı vardı. Ama Sultan Fatih sarayın bu şehrin ortasında ve civcivli yerindeki mevkiini beğenmedi. Yeni bir sarayın inşaına başladı.
Topkapı Sarayı, iki tarafı denize, bir tarafı şehre bakan şirin bir üçgendi. Bahçeler içindeydi. Mevkii Eski Saray’a nispetle çok daha müsait ve güzeldi. Sultan Fatih son yıllarını burada geçirdi. Çinili Köşk ondan kalmadır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde tamamen buraya geçildi. Evvelki padişahın ailesi Eski Saray’a nakledilirdi. Ahşapdan inşa edilmiş Eski Saray 1715’te yandı.
Resmi adı Yeni Saray (Saray-ı Cedid) iken, sahil tarafındaki top yüzünden halk Topkapı Sarayı diye anmıştır. 700 bin2 üzerinde kurulmuş saray, dünyadaki emsallerini, mesela Fransız sarayını gölgede bırakırdı.
3,5 asır adeta dünyanın merkezi olan Topkapı Sarayı sıhhi ve sosyal sebeplerle Sultan II. Mahmud’dan itibaren tedricen terk edildi. Cülus, cenaze ve Hırka-ı Saadet ziyareti gibi merasimlerin icra edildiği sembolik bir saray haline geldi. Burada sadece enderun hademesi kaldı.
Osmanlı tarihinde padişahların ikametgâhı, devletin genişlemesi, ihtiyaçların değişmesi ve zamanın şartları doğrultusunda farklı saraylar olmuşsa da en meşhuru münakaşasız Topkapı Sarayı’dır. Saray nüfusunun zaman zaman (geceli veya gündüzlü) 4000 kişiyi aştığı bilinmektedir.
Takriben dört asır boyunca........