menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kafeler dolu, sofralar boş

21 0
09.08.2026

Bu aralar geziyorum. Şehir şehir, ilçe ilçe vatandaşın nabzını tutuyorum.

İlçelerin merkezinde şöyle bir tablo var. Sokağın iki tarafındaki dört-beş katlı binalar, kahve zincirleri ve çiğ köfte dükkânlarıyla dolmuş. Camlardan içerisi görülüyor; her katta müşteri var, boş masa yok. Aynı caddenin ilerisinde ise otuz yıllık bir lokanta, öğle saati olmasına rağmen ıssız. Mağazalar boş, sadece çok ucuza satmasıyla meşhur mağazalarda müşteri var.

Bu tablo, bugün Türkiye'nin hemen her şehir ve ilçe merkezinde karşımıza çıkıyor. Yüzeyde canlı, hareketli, hatta zenginleşen bir görüntü var: Yeni açılan şubeler, dolup taşan katlar, gençliğe hitap eden ışıklı tabelalar. Fakat bu tablonun ekonomik anlamı, ilk bakışta göründüğünden çok daha ciddidir.

İktisatçıların "ruj etkisi" (*lipstick effect*) dedikleri bir kavram var. 1930'lardaki Büyük Buhran'dan bu yana defalarca gözlemlenmiştir: İnsanlar kriz dönemlerinde büyük harcamalardan vazgeçerler ama küçük, karşılanabilir lükslere dört elle sarılırlar. Ev alamayan, tatile gidemeyen, restoranda aile yemeği yiyemeyen insan; bir kahveye, bir çiğ köfteye, bir tatlıya "hakkım" der. Bugün caddelerimizi dolduran kafe kalabalıkları, aslında bir refah göstergesi değil; tam tersine, daralan bütçelerin bulduğu küçük nefes alma alanlarıdır.

Bir hesap yapalım: 150 liralık bir kahve, arkadaşıyla bir buçuk saat oturmak isteyen bir gencin karşılayabileceği bedeldir. 70 liralık bir çiğ köfte dürüm, öğle yemeği yerine geçer. Ama dört kişilik bir ailenin doğru dürüst bir lokantada yemek yemesi bugün 2.000-3.000 lirayı bulmaktadır. Halk, sofrayı küçültmüş; kafeye taşınmıştır. Bu bir zenginleşme değil, finans literatüründe downgrading denilen bir aşağı-değiştirme........

© Türkiye