Suriye’den Irak’a: Tasfiyenin artçı sarsıntıları
Orta Doğu, son on beş yılın en sert jeopolitik kırılmasını yaşıyor. Bu, konjonktürel bir krizden ziyade, bölgesel denklemin kökten değiştiği bir tasfiye sürecidir. Suriye’de yıllarca kullanışlı aparat olarak tahkim edilen, silahlandırılan ve birer siyasi özne gibi pazarlanan yapıların (SDG/PKK), bugün gelinen noktada stratejik birer yük ilan edilerek sistem dışına itilmesi, bölgedeki vekâlet savaşları paradigmasının fiilen çöktüğünün tescilidir.
Washington’ın bölgedeki pozisyon değişikliği, bir barış iradesinden ziyade, bölgesel gerçeklikler karşısında alınan soğuk bir muhasebe kararıdır. Ancak siyasi tarih bize öğretir ki; her büyük jeopolitik tasfiye, beraberinde bir enkaz ve bu enkazın oluşturduğu asimetrik tehditleri getirir. Bugün Suriye’de dağıtılan bu yapıların oluşturduğu güvenlik açığı, birleşik kaplar teorisi uyarınca Irak sahasına, yani coğrafyanın en hassas sinir uçlarına doğru kaymaktadır.
Jeopolitiğin değişmeyen yasasıdır; bir havzada bastırılan basınç, bulduğu en zayıf fay hattından dışarı sızar. Suriye’nin kuzeyinde operasyonel alanı daralan, lojistik damarları kesilen ve meşruiyet zeminini kaybeden unsurlar, hayatta kalabilmek adına Irak’ın kırılgan dokusuna yönelmiştir. Sincar ve Süleymaniye hattı, bu yeni nesil istikrarsızlık ihracının ana koridoru hâline getirilmek istenmektedir. Suriye’de sönen ateşin dumanı, bugün Irak’ta tehlikeli bir isli havaya dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Erbil’de Irak Türkmen Cephesi (ITC) ve TEBA Medya Grubu’na yönelik eş zamanlı saldırılar, bu göçün ve sıkışmışlığın tesadüfi olmayan, profesyonelce kurgulanmış........
