Emlakçı diplomasisi: DC’nin kanlı ve paralı tapu sicili
1776’dan bu yana Amerikan müesses nizamının dış politikası, hiç değişmeyen bir amaca hizmet etti: Daha fazla toprak, daha fazla kaynak ve küresel hâkimiyet. Donald Trump’ın Venezuela müdahalesi, tarih boyunca süregelen bu doymak bilmez hegemonya zihniyetinin modern tezahürünü gösterdi.
Trump’ın Grönland takıntısı ya da Kanada’yı “51. eyalet” yapma hayalleri, bir delinin sayıklamaları değil; Amerikan müesses nizamının genetik kodudur. Hedef hep aynı: Daha fazla toprak, daha fazla kaynak ve mutlak tahakküm.
Bugün dünya, Grönland halkının iradesini hiçe sayan ve Panama Kanalı’na yeniden göz diken bir Washington portresini izliyor. Oysa bu sahneler, tarihin tozlu raflarında defalarca izlediğimiz bayat filmin devamıdır. “Özgürlük” ve “demokrasi” maskesinin arkasında yatan gerçek, üç ayaklıdır: Satın alma, ilhak ve kanlı çatışma.
Müesses nizam, toprak alımını her zaman bir “ticari başarı” gibi pazarladı. 1803’te Fransa’dan 15 milyon dolara Louisiana satın almak, ABD’yi dünyanın üçüncü büyük yüzölçümüne ulaştıran ilk büyük hamleydi. 1867’de Rusya’dan Alaska’yı 7,2 milyon dolara aldılar. 1917’de Danimarka’dan Virgin Adaları’nı… Bu liste kabarık.
Ancak mesele hiçbir zaman sadece toprak tapusu olmadı; mesele rakiplerin nefes borusunu kesmek ve stratejik geçitleri ele geçirmek esas amaçtı.
Çek defteri işe yaramazsa, Washington “demokrasi” veya........
