15 Temmuz’dan Terörsüz Türkiye’ye uzanan irade
On yıl… Bir insan ömründe önemli bir zaman dilimi, bir milletin tarihinde ise kısa gibi görünen ama derin izler bırakan bir dönem.
Ne var ki, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığımız o büyük sarsıntı ve ardından geçen bu on yıllık süreç, sıradan bir zaman akışının çok ötesinde, bu topraklarda "yeniden doğuş" destanının idrak edilmesine kâfi gelmektedir.
O zifirî karanlık gecede, vatanın harcını kendi göğüslerini siper ederek şüheda kanıyla tekrar karanlar, yalnızca askerî hain bir kalkışmayı püskürtmekle kalmadılar. Kahraman şehit ve gazilerimiz, suret-i haktan görünerek nesillerimizin zihnini, ruhunu ve inancını sömüren zehirli bir sarmaşığın, bu necip milletin damarlarından sökülüp atılmasının ilk meşalesini yakmışlardır.
Aradan geçen on yılın ardından bugün geriye dönüp bakmak, yalnızca bir anma değil; 15 Temmuz’un bıraktığı tarihî mirası, devletin kazandığı tecrübeyi ve millet olarak çıkardığımız dersleri yeniden muhasebe etmektir.
15 Temmuz’u sadece bir asayiş hadisesi olarak değil, Türk milletinin Malazgirt’ten, Çanakkale’den süzülüp gelen var olma mücadelesinin, yani sadakat ile hıyanetin ebedî savaşının modern bir safhası olarak okumak gerekir.
Bu muhasebede önümüze çıkan sorular belli:
On yılda ne kazandık, neleri kaybettik ve yarın bizi nasıl bir istikbal beklemektedir?
Millî ve manevi bir uyanış: Neleri kazandık?
15 Temmuz’un bu millete kazandırdığı en mühim rütbe, hiç şüphesiz millet olmanın o kadim ve ulu bilincini yeniden kuşanmaktır.
Yıllarca suni ayrımlarla, sağ-sol, laik-antilaik, mezhepsel ve etnik kamplaşmalarla hırpalanan bu millet, o gece tek bir sancak altında birleşebileceğini dosta ve düşmana ilân etmiştir.
O gece meydanlara inen, tankın, tüfeğin soğuk gölgesinde değil, Hakk’ın sarsılmaz huzurunda duran o muazzam kitle; vatanın kaba bir toprak parçası olmadığını, onun harcı şüheda kanıyla karılmış, üstü açık bir ulu mabet olduğunu bir kez daha tüm dünyaya haykırmıştır.
Bu uyanışın manevi boyutu ise kelimelerle tarif edilemeyecek kadar derindir. Milletimiz, istiklâl ve istikbalinin teminatının ne Batılı başkentlerde ne de vesayetçi kurumlarda........
