İran, Irak ve Suriye’ye benzemez!..
İran’da üçüncü haftasına giren sokak gösterilerinin tırmandığı nokta pek tehlikeli… En az bunun kadar tehlikeli olan bir başka şey de, İsrail ve ABD’nin hariçten müdahale teşebbüsleri. Bilhassa Trump’ın söylemleri…
Son üç haftadır İran sokak ve meydanları oldukça gerilimli ve hareketli… Bu hâl aslında son 45 yıldan beri İran ülkesi için pek de yabancı bir durum değil. 1979 yılı başlarında en büyük, en kanlı ve en uzun süren gösteriler neticesinde Şahlık rejimi yıkılmış ve yerine Şii Mollaların hâkim olduğu “İran İslâm Cumhuriyeti” kurulmuştu… Humeyni Devrimi gerçekten çok kanlı olmuştu. Devrim öncesinin uzun bir hikâyesi var aslında. Daha doğrusu son 125 yılda karşımızda çok farklı ve her zaman büyük stratejik öneme sahip İran var. Buna paralel olarak, belli periyotlarla küresel güçlerin baskısına, taarruzuna ve cezalandırılmasına maruz kalan bir İran var. 125 sene zaman zarfı gelişigüzel bir ifade değil. Çünkü 1901 yılında, Londra Sosyetesinden milyarder Kont William D’Arcy’nin Kaçar Hanedanlığı son temsilcisi olan Şah Muzaferuddin’den bir petrol imtiyazı almasından beri, İran’ın bölgesinde ve genel olarak uluslararası arenada her yönüyle ehemmiyeti artmıştır… O dönemde Büyük Britanya İmparatorluğu hüviyeti ve kuvvetiyle, İran’a dönük bütün tavır ve eylemlerde birinci derecede rol almıştır… Evet, 1901 yılından beri zengin petrol rezervleriyle İran, büyük-küçük bütün devletlerin dikkatini hep çekmiştir. O tarihten sonra tabiatıyla İran içeride pek fazla sakin ve huzurlu bir dönem yaşamamıştır. Çünkü İran hep dışarıdan tazyiklerle karşı karşıya kalmıştır… 1921’de eski bir alay komutanı olan ve daha sonra Rıza Şah Pehlevi sıfatıyla tahta geçen bir asker, iç darbe yaparak ülkenin iplerini ele geçirdi. Kendince büyük reformlar yaparak ülkeyi dönüştürmeye çalışan Rıza Şah Pehlevî'yi, 1941’de büyük güçler devirip yerine oğlu Şah Rıza Pehlevî’yi........
