Sosyal devletin veda borcu: Ölüm yardımı ve cenaze ödeneğindeki derin makas! |
Mukaddes kitabımız Kur’ân-ı kerîmdeki o sarsıcı hatırlatma, mezarlık girişlerinden zihnimize kazınmıştır: “Her nefis muhakkak ölümü tadacaktır.”
Statü, makam, servet veya ünvan fark etmeksizin herkesin eşitlendiği o mutlak son, cumhuriyet tarihimiz boyunca ne yazık ki modern bürokrasinin ve sosyal güvenlik mevzuatının labirentlerinde aynı "eşitlikle" karşılanmıyor. Ölümün manevi ağırlığı herkes için bir olsa da, geride kalanların omuzlarına binen "cenaze faturası" sosyal güvenlik statüsüne göre derin bir adaletsizliğin aynası hâline gelmiş durumda.
Halkın Başmüfettişi olarak Türkiye gazetesindeki yazılarımda sıkça vurguladığım üzere, ülkemizdeki sosyal güvenlik sistemi "norm ve standart birliği" hedefinden henüz oldukça uzaktır. Özellikle ölüm yardımı tutarlarındaki uçurum, sistemin içindeki eşitsizliği en acı hâliyle gözler önüne sermektedir.
Devlet Memurları Kanunu’nun 208. maddesi, memurlar için ölüm yardımı ödeneğini açıkça tanımlar. Mevzuata göre bu yardım, memurun sağlığında bildirdiği kişiye, bildirim yoksa eş ve çocuklarına, onlar da yoksa anne ve babasına ödenir. Memur olmayan eşin veya çocuğun ölümü hâlinde ise memura ödeme yapılır.
Buradaki hesaplama yöntemi, "En Yüksek Devlet Memuru Aylığı" göstergesi olan 9500 rakamına endekslidir. Mevcut maaş katsayıları ile yapılan hesaplamada (9500 x 1,387871), bir memurun eşi veya çocuğu vefat ettiğinde ödenen tutar 13.184,77 TL........