Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi |
Çok konuşulur efendim sanayi inkılabını şunun yüzünden kaçırdık, yok bunun yüzünden... Peki yakalasaydık neler yaşayacaktık? Kimse orasını eşelemiyor.
İngilizler 1753- Plassey Muharebesi ile Fransızları yener, Babür imparatorlarının hazinesine çökerler. Milyonlarca insanın hakkını çalar, taşırlar Britanya’ya.Bir yandan da Atlas Okyanusu’na filo çıkarır rakiplere pusu atarlar. Malum İspanyollar Orta ve Güney Amerika’yı soyup soğana çevirmiştir, tonlarca altın gümüş taşırlar. Britanyalıların elinde ciddi bir servet birikir, Bankacılık ve Sigortacılıkla takla attırır katlarlar. O yıllarda insanlar tarlasından bostanından kaldırdığı ile yaşar, hayvanının eti sütü, yünü yeter onlara. Ancak makineleşme ile mahsul daha çabuk toplanır, vakit kendine kalır. İlave bir iş mi yapsa acaba? James Watt’ın madenlerde biriken suyu tahliye için geliştirdiği buhar makinesi (1765) yeni bir çığır açar. Mavnalara lokomotiflere de güç verir bir süre sonra. İngiltere zaten demir ve kömür yatakları üzerindedir, çelik üretimi artar. Peş peşe fabrikalar açılır, toprak cüruf keser, nehirler zift akar, bacalar duman kusar. İnsanlar is pis solur, tükürükleri bile kapkara.
HİNDİSTAN’I YOLA YOLA
Buhar gücü dokuma tezgâhlarına da hız katar. Mamul üç yüz misli artar dile kolay. Londra tecrübesini kullanır, sömürdüğü ülkelere mal satar, oradan ham madde toplar.Bilhassa Babür ülkesi ve Bengal’de askerî güç tutar, baskı düzeni kurar. Pamuğu orada ektirmektedir zira. Hindistan’daki dokuma ustalarının sağ kollarını keser, mekik atmaktan mahrum bırakırlar. “N’apalım rekabet” derler sorana. Bu arada Britanyalı asiller de paralarını sandıktan çıkarır yatırım yapar, tesisin başına bir iş bilen koyar. Daha fazla kazanır, daha fazla harcarlar, şaşaa artar. Toprağa bağlı insanlar köyünü kasabasını terk eder şehirlere koşar. Fabrikalarda madenlerde ter dökerler birkaç şilin uğruna. Şehirler pis ve kalabalıktır, kiralar el yakar. Ailenin bütün fertleri çalışmazsa ayakta duramazlar.Kadınlar hatta küçük çocuklar 19 saat karanlık ve havasız mekânlarda tezgâhbaşı yapar. Birinin boşalttığı yatağa öbürü yatar makina durmaz. Mola çok azdır, yemek olarak domuz yağından mamul bir bulamaç sunarlar. Yorgun ve gıdasızdırlar, sık hastalanır, oturdukları yerde uyuyakalırlar. Dikkati dağılan tıfıllar ellerini kollarını dişlilere kaptırırlar. İş yerleri “kardeşini de getir” talebinde bulunur, miniklere çırçır tezgâhı altına dökülen pamukları toplatırlar. Ortalık toz ve elyaftır, nefes tıkar. Sari hastalıklar kol gezer ortalıkta. Camları bilhassa açmazlar çünkü pamuk lifleri sıcak ve rutubeti sever, aksi hâlde ip kopar.
Çocuklar kıymete binmiştir, çünkü kolayca korkutabilir denileni yaparlar, sendika filan bilmez diklenemez ustabaşına.Küçük elleri ip bağlamakta, kısa boyları dar dehlizlerde, maden kanallarında işe yarar.........